mai ve küreselleşme karşıtı çalışma grubu
Kapıdaki tehlike: GATS

Evrensel Gazetesi - 25.06.2001

 

Pek çok hizmet alanını kapsayan GATS anlaşması, kamu hizmetlerini ve emekçilerin kazanımlarını doğrudan hedefine koyuyor.

Kapıdaki tehlike: GATS
Hizmetler sektörünün özelleştirilmesini ve yabancı sermayeye açılmasını öngören GATS (Hizmet Ticareti Genel Anlaşması)’ın Türkiye’deki özelleştirmelerin kapsamını daha da genişleteceği belirtildi. MAI karşıtları tarafından düzenlenen sempozyumda, ilk çok taraflı yatırım ve ticaret anlaşması olan GATS’ın sadece sınır ötesi ticaret ve yatırımları kapsamakla kalmayıp, bir hizmetin yerine getirilmesiyle bağlantılı olarak akla gelebilecek tüm sektörleri de kapsayan bir anlaşma olduğuna dikkat çekildi.
MAI ve Küreselleşme Karşıtı Çalışma grubunun düzenlediği “Uluslararası GATS Sempozyumu “ devam ediyor. Sempozyumun önceki günkü bölümünde iki panel gerçekleştirildi. Konuşmacılar, GATS ile hizmet sektörünün bütünüyle yabancı sermayeye açılacağını ve anlaşmanın emperyalist politikaların son uzantısı olduğunu ifade ettiler.
Sempozyumun ilk bölümünde sırasıyla Prof. Dr. İzzettin Önder, Dr. Sungur Savran, Norveç’ten gelen sendikacı Asbjom Wahl ve Çalışma Grubu Üyesi Mesut Mahmutoğulları, “GATS’ın Küreselleşme Sürecindeki Yeri ve Yeni-eski ekonomi Tartışmaları “ konusu üzerinde fikirlerini aktardı.
DİSK Birleşik Metal-İş Sendikası Genel Sekreteri Muzaffer Şahin tarafından yönetilen bölümde Prof. İzzettin Önder, küreselleşmenin her an yeni saldırılar ürettiğini belirtirken asıl önemli olan ve tartışılması gerekenin bunun karşısında nasıl mücadele edilmesi gerektiği olduğunu vurguladı. GATS’ın MAI kapsamına hizmet sektörünü de alamyı amaçladığına işaret eden Prof. Önder, sorunun bütünlüklü bir sistem sorunu olduğunu ve çözümün de kapitalist sistem içerisinde aranamayacağına dikkat çekti.
‘AB yandaşlığı çıkmaz yoldur’
Sungur Savran ise saldırıların emekçilere sistem tarafından zorunluluk olarak lanse edilerek, teknolojik determinizmin dayatıldığının altını çizdi. Yaşanan sürecin kapitalist emperyalizmin en olgun dönemi olduğunu ifade eden Savran, mücadelenin de sınıfsal temelde olması gerektiğini belirtti. Sol siyaset adıyla Avrupa Birliği yandaşlığı yapanları “liberal sol” nitelendiren Savran, bunun çıkmaz yoldan başka bir şey olmadığını vurguladı.
Norveç’ten gelen sendikacı Wahl da GATS’ın temel olarak kamu sektörünün önünü tıkayarak özel sektörün önünü açan hukuki garanti olduğunu kaydetti. Wahl, GATS karşısında ülkelerinde bir kampanya düzenlediklerine vurgu yaptı. Bu bölümü yöneten Muzaffer Şahin de konuşmaları özetlemesinin ardından artan sermaye saldırılarına karşı emekçilerin birleşik cephesinin örülmesi gerektiğini bugün açısından da bunun Emek Platformu ile sağlanabileceğine dikkat çekti.
GATS’ta yok yok
İkinci oturumda ise “GATS Mönüsü’nde Neler Var?” konusu oda, sendika ve kitle örgütleri temsilcileri tarafından değerlendirildi. Bu bölümün konuşmacıları EMO Genel Başkanı Ali Yiğit, Fransa’dan Ecoropa temsilcisi Agnes Bertrand, Hava İş Sendikası Eğitim Uzmanı Kemal Ülker, MAI Karşıtı Çalışma Grubundan Gaye Yılmaz, Genel İş Sendikası Araştırma Uzmanı Serhat Salihoğlu, Hizmet İş Sendikası Dış İlişkiler Uzmanı Ogün Duru, Türk Tabibler Birliği Temsilcisi Dr. Onur Hamzaoğlu ve Gemi Mühendisleri Odası temsilcisi Hakan Aydoğdu’ydu. Ali Yiğit, ulus devletin liberal politikalarla bitirildiğini her şeyin merkezi kararla belirlendiğini ifade ederek Telekom’un satılmak istenmesini de bu düzenlemelere bağladı.
Yiğit’in ardından konuşan Kemal Ülker de havacılık sektörü açısından konuyu değerlendirerek sektörün “vahşi rekabet” sonucu tekelleşme yaşadığını vurguladı. Agnes Bertrand ise GATS’ı küresel şirketlerin hizmet sektörü için yarattığı tüzük olarak değerlendirdi. Bertrand sonucun ise kaçınılmaz olarak yığınların işsiz kalması anlamına geldiğine dikkat çekti. Bu bölümde söz alan Gaye Yılmaz küreselleşmenin iddialarından biri olan “işçi sınıfı ortadan kalktı” yaklaşımını eleştirerek iddiaların aksine ezilen sınıfların giderek genişlediğini GATS ile beraber hizmet sektöründeki meslek sahiplerinde bu statüye girdiğini aktardı.
Daha sonra konuşan Genel İş ve Hizmet İş temsilcileri, belediyecilik açısından konuyu değerlendirerek belediyelerde bütünüyle özel sektörün devreye sokulmasının amaçlandığını belirttiler. Dr. Onur Hamzaoğlu da sağlık alanında amaçlanan özelleştirmenin bölgeler arası eşitsizliğe sebep olacağına vurgu yaptı.

Hizmet sektörü çökecek
GATS’ın kapsamını oluşturan hizmetler sektörü, anlaşma yürürlüğe girerse tam anlamıyla bir yıkıma uğrayacak.

Hizmet sektörü çökecek
GATS’ın kapsamını oluşturan hizmetler sektörü, anlaşma yürürlüğe girerse tam anlamıyla bir yıkıma uğrayacak. Yabancı sermayenin kâr hırsına teslim edilecek olan eğitim, sağlık, altyapı vb. alanlar, hizmet esas alınarak değil, kâr kıstas alınarak yeniden yapılandırılacak. GATS’ın yol çacağı bazı sonuçlar şöyle:
Eğitim
Eğitimin piyasa ekonomisine açılması cümlesinden, iki sonuç çıkarılması gerekiyor: 1) Kamu eğitim kurumları serbest piyasa ve serbest rekabete uygun hareket etmek zorundalar ya da 2) Kamu, eğitim vermekten vazgeçerek piyasa işleyişine engel oluşturmamış olacak. Eğer, kamu piyasa ekonomisine uygun bir tarzda eğitim verme kararı alırsa okullar piyasa ölçütünde fiyatlandırılacak, eğitim personeli farklı uygulamalarla korunmayacak (işgüvencesi, asgari ücret, sosyal güvenlik vb.) ve kamu, özel okullardan daha kaliteli bir eğitim veriyorsa bu hizmeti mutlaka özel okullardan daha pahalı bir bedelle verecek ki özel eğitim şirketleri kamu okullarıyla özgürce rekabet edebilsin. Kısaca parası olan eğitim alabilecek, geri kalanlar ise başlarının çaresine bakacak; bu sadece olayın bir boyutu.
Sağlık
GATS müzakerecileri toplum sağlığı ve doğrudan sağlık hizmetlerinin anlaşma kapsamına dahil edilmeyeceğini belirtiyorlar ve gelinen noktadaki boyutu da şöyle açıklıyorlar: Hastanelerin hotel ve restoran hizmetleri ile idari (muhasebe, yönetim vb.) hizmetleri ayrılarak piyasa ekonomisine açılacak.
Eğer kamu sağlık hizmetleri tam anlamıyla piyasa ekonomisi koşullarında verilirse bir sorun yok. Aksi takdirde bu birimlerin de ya özelleştirilmesi ya da kamu tarafından piyasa fiyatları ve kalitesinde satılması gerekiyor. Şimdilik ve sadece en yoksul gruplar için kamunun belli düzeyde sağlık hizmeti vermeye devam etmesine göz yumuluyor.
Su
GATS’ın bu maddesiyle hedeflenen sadece suyun yerelde boru hatlarıyla iletimi değil kuşkusuz, su kaynaklarının da kamudan özel sektöre el değiştirmesi amaçlanıyor. Bu konu özellikle düşük gelir grubundaki ülkeler için çok ciddi ve yaşamsal sorunlar üretme potansiyeline sahip. Aylık gelirinizin üçte birini su faturası olarak ödediğinizi bir hayal edin. Böyle bir gelişmenin iki türlü sonucu olacaktır: 1) Daha düşük bir bedel ödemek için eskiye oranla çok daha az su kullanılması ya da 2) Kullanılan su miktarında bir değişiklik yapmadan diğer yaşamsal harcamalarda kısıntıya gidilmesi. Birinci tercihin kullanılması halinde başta salgın enfeksiyon hastalıkları olmak üzere toplum sağlığı ciddi bir tehdit altında olacak, ikinci tercihte ise kısıtlanan diğer harcamaların özelliğine göre psikolıjik ve sosyalojik yeni sorunlar ortaya çıkacaktır. Su’yun piyasa ekonomisine açılmasının bir diğer çok önemli boyutu ise tarımsal üretimdir. Özellikle ulusal gelirinin önemli bir bülümünü tarım üretiminden sağlayan ülkelerde tarım giderek küçülmek kalacak, bu durum da dünyanın gelecekteki gıda yeterliğini daha da sürdürülemez boyutlara taşıyacaktır.
GATS’taki suyun özelleştirilmesi planlarının mimarı ise Avrupa Birliği Komisyonu’dur. Özellikle aralık ayında yapılan AB Nice Zirvesi sonrasında yetkileri genişleyen AB Komisyonu, müzakerelerdeki pazarlıkları sanki iki ulus ötesi Avrupa şirketi adına yürütmektedir: Suez Lyonnaise des Eaux ve Generale des Eaux isimli şirketler. Söz konusu bu iki şirket faaliyetini dünya çapında sürdüren ve esas olarak uluslararası su dağıtım ve iletimi ile ilgilenen gruplardır.
Turizm hizmetleri
“Bu kadar ağır saldırılardan sonra kimsede tatil yapacak hal kalmaz, dolayısıyla turizm alanında ne yaparlarsa yapsınlar nasıl olsa biz yoksulları yaralayamazlar” demeyin. Çünkü Turizm, GATS kapsamında salkımlandırma (Clusters Approach) anlayışıyla ele alınıyor ve böyle olunca da kapsamadığı hiçbir yaşamsal alan kalmıyor. Pasaport, vize işlemlerinden, suyun ve tarımsal gıdanın piyasa ekonomisine açılmasına, turizm meslek liselerinin özelleştirilmesinden, turizm personelinin rekabet koşullarında istihdam edilmesine (asgari ücret, sosyal güvenlik v.b. sosyal kazanımların olmadığı bir işgücü piyasası) ve her türlü kamusal ulaşımın özelleştirilmesine kadar her şeyi içine alan bu madde bile aslında tek başına yaşamlarımızı karartmaya yetecek özellikler taşıyor.
İşçiler ve sendikalar
GATS, başta pek çok hizmetin internet üzerinden verilmesini hızlandırmak suretiyle tüm dünyada emeği ucuzlatıp, emek hareketini daha da zayıflatacak bir potansiyele sahiptir. Kamu hizmetlerinin özelleştirilmesi ya da serbest piyasaya açılması kamudaki örgütlü işçilerin yerini örgütsüz ve daha ucuz emeğe terk etmesi sonucunu yaratacaktır. Tüm bu gelişmeler, ücret ve sosyal kazanımlarda dibe doğru yarışı daha da hızlandıracaktır. İşte bu yüzden, 3 yıldır süregelen küreselleşme karşıtı hareket içinde yer almayan uluslararası federasyonlar da artık karşıtlar grubuna katılmaya başlamışlardır. 16-19 Mart tarihlerinde Cenevre’de yapılan, grubumuzun da temsil edildiği, dünya karşıtları kolisyonu strateji toplantısına ilk kez PSI-Uluslararası Kamu Çalışanları Sendikalar Konfederasyonu da resmi düzeyde katılmıştır. Ancak, GATS sadece kamu çalışanlarına zarar vermekle kalmayacak, gerek tarımda yaratacağı çöküşten kaynaklanacak göçün neden olacağı işsizlik artışı, gerek hizmetlerin üretilmesi için gerekli olan ürünlerin üretimini de kapsaması ve gerekse ülkelerin KOBİ’lere tahsis ettiği destekleme kredilerini de serbest piyasa önündeki engeller olarak tanımlaması dolayısıyla mavi yakalı olarak tanımlanan tüm emekçilerin yaşamlarını altüst edecek bir sermaye saldırısıdır.
Emeklilik fonları
Emekçilerin ücretlerinden yaptıkları büyük fedakârlıklarla oluşan ve giderek tüm dünyada hızla özel finans şirketlerine aktarılmak suretiyle özelleştirilen emeklilik fonları, GATS içinde hem amaç ve hem de araç gibi işlev görmektedir. Sosyal güvenlik sistemlerinin özelleştirilmesi hedefi bu alanı bir amaç haline getiriken, özelleştirilen emeklilik fonlarının, yeni ve farklı alanlardaki özelleştirmelerde şirketlerin kapitali olarak kullanılması ise emeklilik fonlarımızın ya da başka bir deyişle geleceğimizi garanti altına alabilmek için yaptığımız fedakârlıkların bu kez toplumsal hizmetleri yine bizlere para karşılığında satılması için araç haline getirmektedir

 

AB meşruiyet krizi yaşıyor

Evrensel 26.06.2001

MAI ve Küreselleşme Karşıtı Çalışma Grubu’nun düzenlediği Uluslararası GATS Sempozyumu, önceki gün yapılan panel ve forum ile sona erdi. Sempozyumun üçüncü bölümü olan “AB Nice Zirvesi, Genişleme Süreci, GATS ve Yeni bölgesel anlaşmalar” konusu sabah oturumunda tartışıldı.

Panelde Yıldırım Koç, Ahmet Asena, Doç. Dr. Mehmet Türkay, Dr. Nail Satılgan, Danimarka’dan Kenneth Haar ve Mehmet Özgen söz aldı.
Bu bölümde konuşan Danimarkalı gelen parlamenter Kenneth Haar, AB’nin bir meşruiyet krizi yaşadığını vurgulayarak, Nice zirvesinin AB’yi silahlandırıp tek hakimiyet odağı haline getirmek olduğuna dikkat çekti. Avrupa Komisyonu’nun şirketleri resmi olarak karar mekanizması içine almak istediğini aktaran Haar, bu yolla ülkelerin veto haklarının kaldırılmasının amaçlandığına işaret etti. Haar, Türkiye’nin de benzer süreçleri AB’ye girmesi durumunda yaşayacağına vurgu yaptı.
Haar’ın ardından konuşan Mehmet Türkay ise AB’nin tamamlanmamış bir süreç olduğunu ve Almanya-Fransa arasındaki çelişkilerin sonucu tamamlanamayacak bir planlama olduğunun altını çizdi. AB ile Türkiye arasındaki ilişkinin asimetrik olduğunu söyleyen Türkay, AB’nin dayandığı kapitalist rasyonaliteye göre hareket ettiğinin göz önüne alınması gerektiğini belirtti. AB ile demokrasi sağlanacağı iddialarını eleştiren Türkay, “Demokrasi aşağıdan yapılandırılırsa bir anlamı olur” dedi.
Nail Satılgan da AB’yi olumlayan sol akımları eleştirdi. Bu bölümün ardından “Küreselleşme süreci reform edilebilir mi?” ve “Kapalı ekonomik sistemler küreselleşmeye alternatif oluşturabilir mi?” soruları üzerinden EMO İstanbul Şube Başkanı Gazi İpek tarafından yönetilen forum bölümüne geçildi. Forum bölümündeki tartışmaların ardından sempozyum sona
erdi.