mai ve küreselleşme karşıtı çalışma grubu


Göç Yasası ne getirecek?

Yücel Özdemir, Avrupa Gerçeği, Evrensel, 27 Mart 2002

yucel@evrensel.de

 

Almanya, bugün Avrupa’da en çok yabancı bulunduran ülke. Son rakamlara göre, ülkede tam 7.3 milyon “yabancı” var ve bunların yüzde 40’ı 15 yıldan fazla bir süredir ikamet ediyor. Bu rakama Alman vatandaşlığına geçen “yabancılar” dahil değil. Ayrıca, eski SSCB’den ve Doğu Avrupa ülkelerinden toplam 4.1 milyon “Alman kökenli” de son 10 yıl içinde daha çok işgücü ihtiyacından ötürü getirildi. Bunun bir de “Almanlara sahip çıkma” boyutu var... Dolayısıyla, ülkedeki göçmenlerin sayısı, gösterildiğinden de fazla.

Göç Yasası’nın onaylanması, uzun yıllardır ülkenin bir “göçmen ülkesi” olup olmadığı tartışmasına nokta koymak açısından bir olumluluk taşısa da, ülkede bulunan “yabancıların” ekonomik ve politik açıdan eşit haklara sahip olması bakımından hiçbir olumluluk içermiyor. “Göçmen ülkesi” olunduğu kabul edilirken, 30-40 yıldan fazla bir süredir bu ülkede yaşayan, ya da bu ülkede doğup büyüyen, kısacası kendisine bu ülkeyi “yaşam merkezi” seçen, ancak Alman vatandaşı olmayanlara, başta seçme-seçilme hakkı olmak üzere pek çok temel demokratik haklar tanınmıyor. Bunun da ötesinde, ülkedeki yerli ve yabancılar arasındaki önyargıların kırılarak, “ortak yaşam”ın tesis edilmesi yerine, Alman işçi ve emekçilerle Alman olmayanlar arasında kalın bir duvar örüyor.

Göç Yasası’nın temel felsefesini AB dışındaki ülkelerden “kalifiye elemanların” getirilerek düşük ücretle sermayenin hizmetine sunulması oluşturuyor. 1950’li yılların birinci yarısında başlayan 1972’ye kadar süren göç ile getirilen işçiler, Alman emekçileriyle birlikte ülke ekonomisini ayakları üzerine dikerken, Göç Yasası ile getirilecek olanlarla ise sermayenin dünya piyasasındaki gücünün daha da artırılması planlanıyor. Alman sermayesi bu noktada da en önemli rakibi olan ABD’nin izinde yürüyor.İşgücünün reel olarak diğer ülkelere oranla daha ‘pahalı’ olduğu Almanya’da, bugün asıl sorun, kalifiye işgücünün daha düşük ücretle çalıştırılması. Bir taraftan düşük ücretli işlerin yaygınlaştırılması için yasalar çıkarılırken, diğer taraftan yurtdışından düşük ücretle çalışabilecek elemanlar aranıyor. İkisi birbirine paralel yürütülüyor.

Yüksek teknoloji alanında yaşanan tartışma bunun en somut kanıtı. Rakamlara göre Almanya’da 35 bin bilgisayar uzmanı işsiz olduğu halde, bunların işe alınması yerine, Hindistan, Pakistan, Rusya, Türkiye ve Doğu Avrupa ülkelerinden, Almanya’daki uzmanlardan daha düşük ücretle çalışmaya hazır olanlar getirilmeye başlandı.

Bu, tekellerin kârlarını kat be kat artırması anlamına geliyor.

Aslında, ortada dünya ölçeğinde uzun süreden beridir alttan alta, kalifiye işgücünü düşük ücretle kapma mücadelesi yaşanıyor. ABD ve Kanada gibi ülkeler yıllardır, dünyanın yoksul ülkelerinden “akıllı kafaları” kendine çekmek için çaba sarfediyorlar. ABD’de yürürlükte olan Green Card (Yeşil Kart) sayesinde, dünyanın birçok ülkesinden “akıllı kafalar” toplandı. ABD sermayesinin büyümesindeki önemli faktörlerden birisi de budur.

Almanya, bugün “akıllı kafaları” kapma mücadelesine geç girmenin telaşını yaşıyor. Göç Yasası, sermayenin yoğun baskıları doğrultusunda bu amaçla, biraz da aceleye getirilerek çıkarıldı. Sermayenin muhafazakâr fraksiyonunun en büyük itirazı da bu noktada. Elbette, yaklaşan seçimler nedeniyle naif olan bu konunun kaşınarak, yabancıların bir kez daha malzeme yapılmak istenmesinin oy hesabı da bulunuyor.

Ülkede 4.3 milyon işsiz bulunduğu halde, bunları kalifiye hale getirerek iş yaşamına kazanma yerine, dışarıdan ucuza çalışmaya (geldikleri ülkeye göre yüksek, Almanya’ya göre düşük) hazır olanları getirmek, Alman sermayesinin dünya ölçeğinde yeni pazarlar elde etme mücadelesinde gücünü artıracak gibi görünüyor.

Nerden bakılırsa bakılsın; muhafazakârların göç konusunu seçimlerde kullanmaları, Almanya’da toplumsal yaşamda bir gerilmeye yol açacak. Yerli Alman emekçileri yabancılara karşı kışkırtılmaya çalışılacak. Bunun yanı sıra, yabancılar arasında “kalifiye olanlar ve olmayanlar” ayrımı da bu körüklemeye bir unsur olarak eklenecek. Ve böylece sermaye baskı ve sömürüyü daha da yoğunlaştırarak, daha kolay yönetmesinin yollarını arayacak. Yani; yeni durumun bütün faturası ülkedeki yerli ve yabancı emekçilere çıkarılmaya çalışılacak.

Bütün bu gerici politikalara karşı ülkedeki bütün uluslardan emekçilerin ortak mücadelesinin örülmesi, bir zorunluluk olarak kendisini bir kez daha ortaya koyuyor.