mai ve küreselleşme karşıtı çalışma grubu

 

Filistin Bölgelerinde Son Durum Üzerine PGFTU'nun (Filistin Genel Sendikalar Federasyonu)   Eylül 2000 - Nisan 2002 Dönemi Raporu

Mayıs 2002

 

28 Eylül 2000’de başlayan son İntifada’ya karşı İsrail’in aldığı tutumlar Filistin yurttaşları üzerinde toplu bir cezalandırma şeklinde devam ediyor Bunları şu şekilde özetleyebiliriz:

  • 10 bin askeri denetim noktası aracılığıyla Filistin bölgelerinin askeri kontrolü; sabit ve gezici denetim noktaları, tanklar, savaş uçakları ve askeri teçhizat; Mart 2002’den itibaren ise yeni işgal kampanyaları başlatıldı.
  • Filistin bölgelerini 63 birbirinden izole, kapalı kantona ayırmak, Batı Şeria’da ve Gazze’nin 6 bölgesinde “Kaplan Derisi”; her şehir kendi içerisinde bile bölünmüş durumda.
  • Ana yollar ve yan yollar çimento blokları ile, İsrail askeri kontrol noktaları ile, bazı şehirler ise çevreleyen kanallar ile kesilmiş durumda.
  • Sınırlar birkaç kere, seyahati ve ticareti engelleyecek şekilde, uzun süreli olarak kapatıldı. Bu ikili ticarette gerekli hammaddelerin ve temel girdilerin geçişini engelledi. Örnek olarak inşaat sektörü bütünüyle olumsuz etkilendi çünkü bu sektör için gerekli hammaddelerin girişi engellendi ve sektördeki işçilerin çoğunluğu işsiz kaldı.
  • Kamu ulaşımı da İsrail askeri işlemlerinden etkilendi; tren ve metro olmadığı için yalnızca otobüsler ve taksiler kullanılıyor. Şu anda Filistinliler tarafından kullanılan alternatif kötü yollar sebebiyle 40 bin araç bozuldu veya hareket edemez hale geldi.
  • 200 bin zeytin ağacı İsrail ordusu tarafından köklerinden söküldü. Filistinlileri geçimi temel olarak zeytine bağlı olduğu için bu uygulamaya gidildi.
  • Filistinli çiftçilerin çiftliklerine gitmelerine izin verilmedi. Oysa bu çiftlikler Oslo anlaşmasındaki düzenlemede Filistin yetkililerin denetiminde gösterilen topraklarda.
  • 75 bin Filistin evi tümüyle veya kısmen yıkıldı, böylelikle insanlar gece gündüz çadırlarda kalmaya mahkum oldu.  

 

Son dört haftada (28 Mart – 22 Nisan 2002) olanlar:

 

  • Şehit sayısı 500.
  • Binlerce yaralı var.
  • 5.600 kişi tutuklandı.
  • 5 bin aile evsiz kaldı ve kalacak yer arıyor.
  • Birçok kişi evlerini terketmek ve bilinmeyen yerlere, belirsiz bir süreliğine göçmek zorunda kaldı. Birçokları geri döndüklerinde evlerinin İsrail askeri güçlerince F16 ve Apachee uçakları ve tankları ile yıkıldığını gördü.
  • Hem Cenin mülteci kamplarında hem de Nablus’ta kurtarma ekipleri hala molozların arasında canlı veya ölü olarak insanları arıyor.
  • Ramallah, Cenin, Tulkarem, Salfeet, Kalkela, Beytüllahem, ve Hebron’da 3 hafta süren yeniden işgal sırasında onlarca tarihi bina, sabun fabrikaları, evler, sokaklar tümüyle yıkıldı. Bunlar İsrail’in Filistin altyapısını ve ekonomisini, liderliğini, örgütlerini ve halkını yıkmak yönündeki programı doğrultusunda uygulandı.
  • Son dört haftalık işgal sırasında su ve kanalizasyon boruları harap edildi; elektrik ağı, trafik ışıkları tanklar şehirlere girerken yıkıldı, 3 hafta boyunca elektrikler ve sular kesildi.
  • Yalnızca şehirlerin çevrelerindeki alanlarda değil, şehirlerin sokaklarında bulunan ağaçlar da söküldü.
  • Uluslararası Kızıl Haç, Filistin kızıl ayı ve tıbbı yardım kuruluşları İsrail askeri güçleri tarafından yaralılara veya normal hastalara yardım etmekten alıkonuldu, bu onların yavaş yavaş ölmelerine yol açtı, ölen 75 kişi günlerce sokaklarda bırakıldı veya evlerinin içinde aileleri ile birlikte kapalı kaldı.

 

Çalışanlar nasıl etkilendi

 

  • Toplam çalışan sayısı 778 bin. Bunların % 40-45’i yukarıda sayılan sebeplerle işlerini kaybetti. Çalışan kadınların büyük çoğunluğu şu anda işsiz.
  • Filistin bölgeleri 442 gün dışarıya kapalı kaldı ve bu 1.575 milyar dolar kayıba yol açtı. Genel ekonomik kayıp 6 milyar ABD doları.
  • 1700 şehit (halen de devam ediyor) arasında % 40’ı işçiler, yaklaşık 500’ü çocuk; 48 bin kişi yaralandı, bunların % 45’i işçi, % 40’ı kalıcı olarak sakatlandı.
  • İsrail’de çalışan Filistinli işçiler İsrail ordusunun ve İsrailli işverenlerin ırkçı muameleleri ile karşılaştılar ve işlerini kaybettiler, şöyle ki:
  • Bunlardan 1665 kişi kontrol noktalarında dövüldü.
  • 50 bin işçi aile ihtiyaçlarını karşılamak için bu yollarda gidip gelirken saatlerce bekletildi.
  • 15.600’ü 1-3 ay arasında hapsedildi, ayrıca 100-500 dolar arasında ceza ödemek zorunda kaldı.
  • Birçok işçi polis köpekleri tarafından kovalandı.
  • Birçok işçi çalışma izinlerini almak için uğraşırken şantajla karşılaştı.
  • İsrail ordusu ve yerleşimcileri işlerine giden birçok işçiyi öldürdüler. 30 işçi İsrail kontrol noktalarında öldürüldü.
  • 3 hafta boyunca uygulanan 24 saatlik sokağa çıkma yasağından dolayı işçiler işlerine gitmekten alıkonuldular; susuzluk, elektrik, telefon yokluğu çekerek ve günlük ihtiyaçlarını karşılayamadan evlerinde hapis kaldılar.

 

2000 yılı Eylül ayından bu yana Filistin’deki insanların % 45’i yoksulluk sınırının altında yaşıyor, daha önce bu oran % 26 idi. Filistin bölgelerinin yeniden işgali sırasında 4 hafta boyunca ailelerin % 80’i yiyecek, su ve elektrik sıkıntısı çektiler.

Toplumda birçok kişi yaşanan bu çok zor durumdan olumsuz etkileniyor, bu durum çeşitli psikolojik ve sosyal krizlere yol açıyor, özellikle çocuklar ağır bir fatura ödüyor. Kendi çocuğunuzun günlük öldürme olaylarını, çatışmayı, evlerin yıkılmasını, uçak ve tank bombardımanını, ayrımcılığı, sürekli süren cenazeleri ve sökülen ağaçları gördüğünü, yaşadığını bir düşünün. Sevdikleri ölenleri veya yaralananları düşünün.

Birçok okul ve üniversite İsrail bombardımanının hedefi oldu, öğrenciler çadırlarda öğrenime devam etmek zorunda kaldılar. Birçok öğrenci okullarına ulaşamıyor; bu yüzden eğitim günü kayıpları oluyor ve eğitim geriye gidiyor.

Sağlık sektörü yıkıma uğratıldı, çok sayıda yaralıdan dolayı tıbbı malzeme ve yatak sıkıntısı var. Birçok normal hasta da hastanelerden ayrılıp evine gitmek zorunda kaldı ve tedavi edilmedikleri için evlerinde öldüler.

Birçok hamile kadın doğum için hastanelere ulaşamadı, İsrail askeri kontrol noktalarında kadınlar bekletilirken doğan bazı yeni bebekler ise öldü.

İsrail ordusu ve onların yerleşimcilerden oluşan çeteleri birçok ambulansı tahrip etti, onlarca hemşire, doktor, gönüllü ilkyardım ekibi yaralılara ilkyardım götürürken veya hastaları hastaneye götürürken öldürüldü veya yaralandı. Sağlık ve sosyal sistemlerimiz bugün yaşananlarla başa çıkabilecek durumda değil.

İsrail bizlerin düşünmesini ve günlük yaşamını engellemeye çalışıyor. Bir gün sonrasını planlamak imkan dışı.

Tüm ülkeye yayılmış ve insanların bir yerden diğerine geçmesini engelleyen kontrol noktalarından bir gün sonrasında geçip geçemeyeceğimizi bilmiyoruz. Kafamızın üzerinden gün ve gece boyunca izleme uçakları insanları ve evleri bombalıyor, aktif siyasi kişiler telefonda konuşurken, araba sürerken veya işlerindeyken cinayete kurban gidiyor.

Kuşatma İsrail askeri güçlerinin insanları aşağılamasını görmekten bıkmak demek, silah ve ambulans sesinden bıkmak demek, her saat acı çeken ve aileleri ayrılan insanlara şahit olmaktan bıkmak demek.

İsrail işgal hükümeti ve ordusu iki temel şeyi planladı, mümkün olduğu kadar çok öldürmek ve yakıp yıkmak, Filistinlilerin kimliklerini ortadan kaldırmaya ve kültürlerini yıkmaya çalışmak. Filistinliler son 4 haftada tarihin en kötü, insanlık dışı ve ayrımcı uygulamalarından birini yaşadı.

Bizim işçilerimiz ve bizim halkımız adalet ve BM “242, 338, 194” nolu kararları çerçevesinde kapsamlı bir barış istiyor. Başkalarının ölümünü istemiyoruz ama güvenli özgür ve bağımsız bir yaşamı elde etmeyi amaçlıyoruz. Ülkemizin dünyada işgal altında olan son ülke olduğunu dikkate alarak; sizlerin dilediğiniz gibi bir yaşam yaşama özgürlüğünüz olmasını kıskanmıyoruz ama biz de aynı hakları kullanabilmekte ısrarcıyız.

İsrail hükümeti topraklarımızı işgal etmekte, insanlarımızı aşağılamakta, bizim topraklarımızda sömürgelerini kurmakta, askerlerine ve yerleşimcilerine gelişkin silahlar vermekte, Filistinliler üzerinde sıkı bir askeri işgal uygulamakta, ölüme, açlığa ve yoksulluğa yol açmakta ısrar ediyor.

Bizler Filistinli işçiler olarak dünya işçileri ailesinin bir parçasıyız; bizler insan hakları ihlalleri karşısında birleşmeliyiz ve birlikte barış için, sosyal adalet için ve refah için mücadele etmeliyiz. Filistinliler eninde sonunda ulusal amaçlarına ulaşacaklar, Filistin’i özgürleştirecekler ve başkenti Kudüs olan bağımsız bir devlet kuracaklardır (1967 öncesi sınırlar içerisinde). Dayanışmanıza ve siyasi desteğinize son derece ihtiyacımız var.

BM ve Güvenlik Konseyinden, araştırma komiteleri göndermelerini ve İsrail’in, bizzat başbakanları ve onun askeri hükümeti tarafından uygulanan, ırkçı katliamlarından Filistinlileri koruyacak çokuluslu güçler göndermelerini talep ediyoruz. Savaş sırasında sivillerin korunması ile ilgili 4. Cenevre sözleşmesinin uygulanması çağrısını yapıyoruz.

 

PGFTU üyeleri arasında acıyı hafifletmek için önemli bir görev üstlenmiştir ve şu faaliyetlerde bulunmuştur:

 

1.Sağlık sigortası:PGFTU işçilerin Filistin Ulusal Otoritesi Sağlık sigortası programından faydalanabilmeleri için onları destekliyor. Bu programdan 180 bin işçi faydalanıyor.

 

2.İstihdam yaratma projeleri: Filistin belediyeleri ile işbirliği içerisinde, özellikle de Gazze, Nablus ve Beytüllahim’de  PGFTU 10 bin işsiz kişiye yerel projelerde günde 10 dolara iş sağlamıştır.

 

3.Yiyecek desteği programı: PGFTU Filistinli ve uluslararası kurumlar aracılığı ile uzak köylerde ve nüfusun çok yoğun olduğu bölgelerde yaşayanlara gıda yardımı ve diğer şeylerin gönderilmesini koordine etmiştir. 200 binden fazla aileye en az bir paket ulaşmıştır (Batı Şeria, Gazze).

 

4.PGFTU Filistin Ulusal Otoritesi ile işbirliği içerisinde işlerini kaybeden ve özellikle Yeşil Hat içerisindeki işlerine ulaşamayan işçilere nakit yardım dağıtmıştır. Nakit yardım dağıtımı 2000 yılı Eylül ayından bu yana iki kere olmuştur. İlk dağıtımda 180 binden fazla işçi 150 dolar almış, ikinci dağıtımda da 125 dolar dağıtılmıştır.

Şu andaki kritik durum ile başa çıkabilmek için sabit bazı programlara ihtiyacımız var.

Ancak bizler gerçek barışın ve herkes için gerçek güvenliğin sağlanması için yapılacak faaliyetlerin önemine inanıyoruz.

Uluslararası topluluğa başvuruyoruz: Hükümetler, işverenler, sendikal hareketler İsrail işgalini sona erdirilmesi ve 4 Haziran 1967 öncesi sınırlar içerisinde Doğu Kudüs’ün başkenti olacağı bir bağımsız Filistin’in kurulması için aktif bir rol oynamalıdırlar. Halklar Filistin’deki savaşı durdurmalıdır çünkü Filistin’de barış, dünyada barış demektir.