mai ve küreselleşme karşıtı çalışma grubu


ETUC'un WTO 4.Bakanlar Konferansına Bakışı

Avrupa Sendikalar Konfederasyonu(ETUC) 9-13 Kasım 2001 tarihlerinde Katar’ın Başkenti DOHA’da yapılacak Dünya Ticaret Örgütü 4. Bakanlar Konferansına bakışını üye sendikalara gönderdiği rapor ile açıkladı.

 

"Büyüme ve istihdam : ETUC geçmişte, 1992 AB Genişleme Süreci ve tek piyasa girişimleri de dahil olmak üzere ticaret müzakerelerini desteklemiş ve bu yoldan büyümenin hızlanacağını, işsizliğin azalarak istihdamın artacağını öngörmüştü. Her ne kadar temel çalışma standartlarının iyileştirilmesi en fazla öneme sahip konu olarak varsayılsa da, Avrupa işçilerinin doğrudan çıkarları düzleminde düşünüldüğünde yeni bir müzakere sürecinin desteklenmesinin gerisindeki en büyük neden büyüme ve istihdam artışı beklentisidir. Evet, bu sürecin sancılı geçeceğinden kimsenin şüphesi yoktur, ama bu sancıyı hafifletmek için emek piyasaları, sosyal refah politikaları gibi politikalar da vardır. Bu argümanların göz ardı edilmesi, asıl resmin gözden kaçırılması ETUC'nin geleneksel anlamda savunduğu AB bütünleşme sürecine ilişkin argümanlarına da zarar verecektir. Ayrıca bu tip yaklaşımlar bizi, küreselleşme karşıtı ve giderek AB karşıtı, dünyadaki gidişi durdurmaya çalışan kolaycı yaklaşımlara karşı da savunmasız bırakacaktır.

 

Kalkınma Raundu : Özellikle gelişmekte olan ülkelerin sendikaları ve konfederasyonları açısından yeni bir müzakere sürecinin eşitsizlikleri azaltmayı hedefler bir nitelikte olmasının hayati önem arzetmesini anlıyoruz. Temel çalışma standartlarının tanınmasını sağlamaya dönük mücadele de bunun bir parçasıdır. Bu, "güçlü olan zayıfa yardım etmelidir" şeklinde ifade edilen Avrupa sendikalarının temel yaklaşımı ile de aynı doğrultudadır. Ticaret anlamında bu, kuşkusuz, "Gelişmekte olan ülkelere Avrupa'ya ve diğer gelişmiş ülke pazarlarına girişte daha fazla haklar tanınmak zorundadır" şeklinde anlaşılmamalıdır. Buradaki endişe, böylesi tutumların geçmişte olduğu gibi korumacılığı güçlendirme eğilimine yol açacak olmasıdır. Fakat neyse ki dengeleme programlarının önemini kabul eden Avrupa ekonomik ve sosyal modeli, herkes için daha adil bir dünya sistemi için uzun dönemli kazanımlara dayalı çok daha pozitif bir bakış açısına izin vermektedir.

 

Çok uluslu şirketler : ETUC, yatırımlar, rekabet ve şirket birleşmeleri politikalarına ve hatta şirket yönetişimi (corporate governance) ile vergilendirme konularına ilişkin uluslararası kuralların geliştirilmesini amaçlayan müzakereleri desteklemelidir. Bizim sözünü ettiğimiz uluslararası kurallar kuşkusuz pek çok hükümet ve çokuluslu şirket tarafından arzu edilenlerden farklı olacaktır. Ve, her şeyin bizim istediğimiz şekilde yürüyeceğini garanti edemeyiz, fakat alanı boş bırakacak olursak otomatik olarak kaybedeceğimizi de bilmek zorundayız. Ne gariptir ki, bazı STK'lar yatırımların yeni bir müzakereye konu edilmesine şiddetle karşı çıkmaktadırlar. Bu eğilimin kökleri, pek çok gelişmekte olan ülkenin çok taraflı kuralları egemenlik haklarına bir saldırı olarak gördükleri MAI deneyimine kadar gitmektedir. Bu karşı çıkış şimdilerde ABD şirketlerinde de yeniden ortaya çıkmakta ve ABD'li şirketler yatırımlar ve rekabet politikalarının yeni müzakere sürecine konu edilmesine karşı çıkmaktadırlar, fakat farklı gerekçelerle... Çokuluslu şirketler, gelişmekte olan ülkelerle ve özellikle de ABD ile gelişmekte olan ülkeler arasında yüzlerce ikili anlaşma imzalandığında yatırımlar için uluslararası kurallar belirlenmesine oranla çok daha fazla mutlu olacaklardır.

 

Çevre : Çevreyle ilgili uluslararası anlaşmaların, DTÖ tarafından tümüyle ticarete endekslenmesi - ki bugün benzer bir durum söz konusudur - elbette kabul edilemez. Ancak bu durum böyle gitmeyecektir. En azından bu durumun kendisi bile neden müzakerelerin gerekli olduğunu açıklamaya yetmektedir.

 

Hizmetler : ETUC'nin bakış açısından mal ve hizmetler arasında görece bir fark mevcuttur. Yeni müzakerenin daha fazla önemsenmesi, mal ve hizmetler arasındaki farkın tanımlanması olmalı ve bu konu yeni süreçte ele alınmalıdır. ETUC'e göre, DTÖ hükümlerinin Avrupa'daki kamu hizmetlerine zarar vermesi, kuralsızlaştırması ve özelleştirmeleri zorunlu kılması asla kabul edilmeyecektir. Hizmet müzakerelerinde görünüşe göre her bir DTÖ üyesi hangi hizmet alanlarını piyasa ekonomisine açıp, hangilerini açmayacağına kendisi karar verecek ve böylece pozitif ticari ilişkileri öngören müzakerelere imkan verilecektir. İşte bu nedenle Avrupa Birliği'nin hangi hizmet alanlarını piyasa ekonomisine açacağı ve hangilerini açmayacağı seçiminde mutabık olmamız gerekir. Avrupa Hizmet Sektörü Çalışanları Federasyonu (EPSU), bu gerekçeyle yeni bir bildiri yayınlamış bulunmaktadır. Bkz.http://www.epsu.org/structures/resol/WTOGAcov.cfm

 

DTÖ'nün reform edilmesi : Bazıları için DTÖ'nün tek reform edilme biçimi, onun tümden ortadan kaldırılması. Böylesi bir perspektif ETUC tarafından kabul edilemez. DTÖ'nün her yaptığını onaylamayabiliriz, ama şuna şüphe yoktur ki dünya ekonomisini yönetmek için bir yapıya ihtiyaç vardır ve bu yapı DTÖ'nün kendisidir. Hataları vardır, ama zaten sorun da bu yanlışların giderilmesidir. Dünya sendikal hareketinin öncelikleri aşağıdaki başlıkları içermelidir:

  • DTÖ ile ILO arasında samimi bir ilişkinin geliştirilmesinin sağlanması.
  • DTÖ'nün sendikalar ve diğer sivil yapılarla danışmanlık yapıları kurması.

Tabbi ETUC bu konuda desteğini DTÖ'ye vermek yerine doğrudan faaliyet alanı olan AB ve kurumlarına vermeyi ve bu yapılara nüfuz etmeyi tercih edecektir. (Halihazırda AB çapında gündemi getirilen düzenlemeler son derece kapsamlıdır ve ETUC'nin ilkelerini ve sınırlarını zorlayıcı özelliktedir.)

Diğer yandan DTÖ reformunda dikkate alınması istenen diğer bazı ETUC talepleri de şunlardır:

  • Gelişmekte olan ülkelerin DTÖ içersinde etkin rol oynayabilmeleri için örgüte giriş imkanlarının arttırılması (AB'nden mali destek sağlanabilir)
  • Bir çeşit DTÖ Parlamenter Meclisinin kurulması (AB üyesi devletler bu konuda oldukça çekimser bir tavır sergilemektedirler fakat Avrupa Parlamentosu, nihai bir yeni görüşme takvimi kararı alınmadan önce, bu müzakerede yatırımlar ve rekabet konuları gibi başlıkların da dahil edilmesini talep etme hakkına sahip olacaktır.
  • DTÖ'de mevcut konsensus sistemi yerine, oylama sisteminin daha geniş anlamda kullanılmasına imkan veren bir sistemin getirilmesi.
  • DTÖ'ndeki Uluslararası Tahkim prosedürünün değiştirilerek sendikalar ve STK'ların da tahkim kurulları içersinde yer almasının sağlanması.

 

Temel Çalışma Standartları (CLS): AB Komisyonu tarafından son dönemde hazırlanan doküman, CLS'e ilişkin tartışmanın geldiği son noktayı tanımlıyor ve küreselleşmenin sosyal kalkınma ve temel hakları genişleteceği görüşünden hareketle, CSL'in ve sosyal yönetişimin geliştirilmesini amaçlayan bir strateji arayışını ortaya koyuyor. Bu bağlamda, AB'nin Seattle'a gitmeden önceki pozisyonunu belirleyen kriterlere göz atmakta yarar var :

  • CSL'nin güvence altına alınması için güçlü destek verilmesi
  • DTÖ'nün uyum sağlamayı geliştirme amaçlı pozitif unsurları teşvik etmesinin sağlanması
  • DTÖ, ILO ve bu iki örgütün sekreteryaları arasında geliştirilmiş bir işbirliğinin tesis edilmesi
  • Küreselleşme ve emek konularından sorumlu, tüm tarafların meseleleri daha iyi anlayabilmesine yönelik çalışmalar yapacak, kalıcı bir DTÖ/ILO Ortak Çalışma Grubunun oluşturulması ve bunun için AB'nin ev sahipliğinde 2001 yılından daha geç olmamak koşuluyla Bakanlar düzeyinde bir toplantı yapılması
  • Ambargoya, çalışma standartlarının korumacı amaçlarla kullanılmasına ve ücret düzeyi düşük olan ülkelerin mukayeseli üstünlüğünün devam ettirilmesine endeksli her türlü yaklaşıma temelden karşı çıkılması

Seattle'dan bu yana gerek Komisyon ve gerekse Konsey içersinde gelişmekte olan ülkelerin CSL'in gündeme dahil edilmesi halinde yeni bir müzakere sürecinin başlatılmasına engel olacağına ilişkin yoğun tartışmalar yaşanmaktadır. Bu konuda, AB Temsilcisi Pascal Lamy, çevre ve çalışma satndartları konularındaki endişelere cevap verilmek zorunda olduğunu defalarca tekrar etmiştir. Pascal Lamy'nin bu görüşü, kendisinin de bu korkulara katıldığını ve çalışma standartları ve çevre konularının gündeme dahil edilmesi için başka bir yol bulunması gerektiğine inandığını ortaya koymaktadır. Pascal Lamy, Ekim 2000'de ETUC Yönetim Kurulu'na hitaben yaptığı konuşmasında ve takibeden dönemde şu noktaların altını çizmiştir :

  • Çalışma Standartlarının geniş çapta tanınmasını sağlamak son derece önemlidir ve OECD tarafından hazırlanmış olan Çok Uluslu Şirketler için Davranış Kuralları Rehberinin (tümüyle gönüllülük esasına dayalı) revize edilmiş son hali uygulamaya konarak bu sorun çözülebilir.
  • Şubat 2001'de Komisyon üyesi, rapor haline getirilmemiş ve yoğun olarak ILO'nun rolünün güçlendirilmesine odaklanmış bir çalışma yayınladı.
  • Haziran 2001'de Komisyon, Ocak 2002-Aralık 2004 dönemi için ülkelerin gümrük tarifelerinde indirime gitmelerini ve böylece tüm ILO standartlarına uyacaklarını gösterecek bir adım atmış olacaklarını ifad etti.

Komisyon ayrıca; çalışma standartlarının geliştirilmesinde teknik yardımın da önemli rol oynayacağı, sürdürülebilir etki değerlendirmeleri, şirketlerin sosyal sorumluluğu konsepti ve Cotonou (eski ismi Lome) anlaşmasının tüm ticaret ve işbirliği anlaşmalarını kapsayacak biçimde genişletilmesine yönelik önerilere de yukarıda sözü edilen çalışmada yer vermiştir. Bu çalışmada, Komisyon görüşlerinin sadece geçmiş politikalara dayandırılmadığı, bunun yanı sıra Avrupa Temel Haklar Şartı, Sosyal Gündem (Her ikisi de AB Nice zirvesinde kabul edilmiştir) ve sürdürülebilir kalkınmayla ilgili Göteborg deklarasyonundan da yararlanıldığı vurgulanmaktadır. Ancak, bu dökümanda çalılma standartlarının DTÖ gündeminde yer alıp almaması konusunda açıkça bir görüş beyan edilmemektedir. Bu nedenle Kasım ayında yapılacak toplantı argümanlarımızı savunmak için de bize bir fırsat vermiş olacaktır. Kısaca hedef gelişme kaydetmek olacaktır ve tüm taleplerimizin kısa süre içinde kabul edileceği gibi bir yaklaşım hayalci olmaktan öteye gidemeyecektir.

Korumacılık, gelişmekte olan ülkelerin çalışma standartlarının yeni müzakere gündemine alınmamasına ilişkin argümanlarının temelini oluşturmaktadır. Diğer yandan, mevcut uluslararası ekonomik sistemin zenginlerin lehine yoksulların aleyhine işlediği de inkar edilemez. İşte bu nedenlerden ötürü ETUC çözümü DTÖ içersinde aramaktadır.

Ambargo konusu da benzer özellikler arz etmekte ve ETUC, Komisyonun bu konudaki endişelerini anlayışla karşılamaktadır. ETUC, kısa süre önce uluslararası ticarette ambargoya dayalı yaklaşımları reddettiğini deklare etmiştir."