mai ve küreselleşme karşıtı çalışma grubu

CANCUN'DAN - 6

haberler..., yorumlar..., izlenimler..., olaylar...,

Çalışma Grubu - 9 Eylül 2003

 

Zorbalığın böylesi görülmemiş: Avrupa Birliğinin DTÖ toplantılarında sıkça başvurduğu taktikler: Rüşvet ve kol bükme!

 

“Hem ABD hem de AB’li ticaret görüşmecileri günün bitiminde bizleri mezbahaya götürüyor, bunlardan ikincisi (AB) belki biraz daha nazik ve kurnaz davranıyor olabilir ama bu,  sonucu değiştirmiyor...yine de mezbahada katlediliyoruz. Doğrusu ben ABD ile çalışmayı tercih ederim, hiç değilse onlarla çalışırken kiminle dans ettiğinizi tam ve kesin olarak biliyorsunuz...” (Cenevre’den Güneyli bir delege, Temmuz 2003)

 

Güneyli DTÖ delegesi Fatoumata Jawara’nın “AB’nin DT֒ndeki rüşvet ve kol bükme taktikleri” başlıklı raporu, Avrupa Birliği’nin kendi şirketlerinin çıkarlarını DT֒ne empoze edebilmek için kullandığı kirli taktikleri ortaya döküyor. Bu durum, AB’nin kendini kamu oyuna takdim ettiği imajla taban tabana zıt bir gerçeklik teşkil ediyor. AB’nin taktikleri ve bunları kullanış biçimi; aykırı davranan DTÖ üye devletlerini kara listesine almakla tehdit eden ya da işbirliğine yanaşmayan görüşmecilere, görevden el çektirme şantajı yapan ve bu tehditlerini ve şantajlarını gerçekleştirmekten çekinmeyen  ABD’ninkinden gerçekten daha farklı. Ancak bu fark, daha doğrusu AB’nin nazik davranışları Birliğin sürekli olarak kullandığı Havuç-Sopa taktiğini ört bas etmeye yetmiyor. Ayrıca, ABD’nin kabadayılığının AB’ne de yaradığı unutulmamalı! Ayrıca genellikle Avrupa Birliği’nin ABD’nin kabadayı taktiklerine başvurmaya pek ihtiyacı da  kalmıyor. Örneğin Avrupa Birliği, kendi imajını yoksulluğu azaltıcı politikalara destek verme politikalarıyla süslemeyi ihmal etmiyor. Böylece, eğer AB’nin müzakere stratejileri kullandığı retorikle uyuşuyorsa; Birliğin, DT֒de yalnızca kendi çıkarlarına hizmet eden merkantilist tavrına oranla daha ilerici bir politika benimsemesi umulabilir. Bunun tersi, yani sosyal standartlar aleyhine bir tavrın gösterilmesi; kabul edilebilir düzeyde bir pasifizasyon olarak değil; toplumun taammüden, kasıtlı bir şekilde aldatılması biçiminde değerlendirilmek zorundadır.

 

“...güç, belirsizlik ve esneklik durumunda başvurulabilecek en iyi yöntemdir, bu nedenle DT֒deki süreç böylesine muğlak, böylesine bulanıktır.” (Bir gelişmekte olan ülke delegesi)

 

Çağdaş bir çok taraflı örgüt için DT֒nün iç hukuk ve prosedürleri son derece demodedir. Örneğin, onca tüzük ve yönetmeliğe ve şeffaflık söylemlerine karşın 2001 yılında Doha’da yapılan DTÖ-4. Bakanlar Konferansı DT֒ye nüfuz etme gücüne sahip AB’li ve ABD’li şirketlerin çıkarlarına uygun olarak 1 gün uzatılabilmiştir. Bu toplantıya katılan AB’li delege sayısı 508, ABD’li delege sayısı 51 ve Japon delege sayısı 159 olurken pek çok yoksul ülke ancak bir veya birkaç delegeyle toplantıya katılabilmişlerdir. Üstelik toplantının 1 gün uzatılması kararı tüzük dışı ve beklenmedik bir şekilde alındığında yoksul ülke delegelerinin çoğu, daha yüksek otel faturası ödeyemeyecekleri için çoktan ülkelerinin yolunu tutmuşlar, yani Doha’dan ayrılmışlardı.

 

Avrupa Birliği’nin “insancıl” taktikleri Doha’da da işe yaradı. AB, Afrika ve Karayip ülkeleri arasında imzalanmış olan ve DTÖ hukuku ile uyuşmadığı halde göz yumulan tercihli ticaret hükümlerinin de yer aldığı Cotonou Anlaşması karşılığında Avrupa Birliği, Afrika ve Karayip ülkelerinden hem de son dakikada Singapur konuları olarak bilinen 4 anlaşma (Toplamı MAI) için destek almayı başardı. Başka bir deyişle AB, Cotonou Anlaşmasının tercihli ticaret hükümlerini Doha’da bir pazarlık aracı olarak kullandı. Bu arada AB’nin aynı süreçte Cotonou anlaşmasına taraf olmayan Bolivya’ya da büyük baskı uygulayarak, bu ülkeyi de, AB ile Bolivya arasında yapılan ve yine tercihli ticaret hükümleri içeren ikili anlaşmayı tek taraflı olarak fesh etmekle tehdit etti.

AB’nin DTÖ müzakerelerinde sıkça kullandığı bir diğer yöntem ise az gelişmiş ve gelişmekte olan ülkeleri, kalkınma yardımları, finansal destek programları, teknik destek ve kapasite inşa yardımları ve benzeri parasal imkanlarla “ikna etmek”.

 

Cancun sürecinde de AB, bu taktikleri sürekli olarak kullanmayı ihmal etmedi. Girişimlerinden bir tanesi Cotonou ülkelerini AB ile ortak bir Cancun deklarasyonu imzalama yönünde ikna etme çabalarıydı. Bu deklarasyonda başta Singapur Anlaşmaları olmak üzere tüm Cancun gündemini destekleyen bir dille yazılmıştı. Neyse ki Cotonou hükümetleri zamanında uyandı da, ortak deklarasyona imza koymayı reddettiler.

(The Cunning Bully – EU Bribery and Arm-twisting at the WTO, Summary – by Corporate Europe Observatory)