mai ve küreselleşme karşıtı çalışma grubu

ABD Genelkurmay Başkanı Eisenhower'in 6 Şubat 1951 tarihinde Bakanlar Kurulunda yaptığı konuşma.

MAI ve Küreselleşme Karşıtı Çalışma Grubu

17 Haziran 2004

Çalışma Grubumuz, NATO’nun 28-29 Haziran 2004 tarihlerinde İstanbul’da düzenlemeyi planladığı “Zirve”’ye karşı başta İstanbul olmak üzere Türkiye’nin pek çok ilinde neredeyse tamamlanmak üzere olan eylem ve etkinliklerle ilgili harcanan yoğun emeğe, militarizm-kapitalizm arasındaki ayrılmaz bağları ortaya koyan ve 6 Şubat 1951 tarihinde dönemin ABD Genel Kurmay Başkanı General Eisenhower ABD Bakanlar Kurulunda NATO üzerine yaptığı bilgilendirmesiyi orijinal metninden dilimize çevirerek katkıda bulunmayı uygun görmüştür.

 

Memorandum, dated February 6, 1951, by George M. Elsey to President Harry S. Truman

Başkan Truman ve General Eisenhower saat 14.30’da Bakanlar Kurulu toplantı salonuna girdiler. General Eisenhower salondakileri selamladıktan sonra, Başkan kendisini, masanın en sonundaki, onu herkesin rahatlıkla görebileceği koltuğa davet etti. Başkan, Ike Eisenhower’dan Avrupa’da neler gördüğünü ve kendisine öğlen yemeği sırasında anlattığı bazı şeyleri salondakilere de anlatmasını istedi.

 

General Eisenhower öncelikle 12 Hükümetin, kendisinden “Askeri Güçler En Üst İttifak Komutanı” görevini üstlenmesini talep ettiklerini belirterek başladı. Onun bu komutanlığı yapmasındaki temel amaç Batı Avrupa’nın savunmasıydı. Eisenhower, özellikle dünyanın içinden geçmekte olduğu acı süreç ve bu süreçte ABD’nin enerjisinin büyük bölümünün Avrupa’nın savunmasına hasredilmek zorunda kalınmasının bu görevi ne kadar zorlaştırdığını anlattı ve şöyle devam etti. “Batı Avrupa bizim kültürümüzün, uygarlığımızın, edebiyatımızın, sanatımızın, dinlerimizin, yönetim sistemimizin adalet ve demokrasiyle ilgili tüm fikirlerimizin beşiğidir, tüm bu değerler bize Batı Avrupa’dan gelmiştir. Batı Avrupa’da yaklaşık 350 milyon insan yaşamakta, bölgenin endüstriyel kapasitesi, yüksek nitelikli ve eğitimli nüfusu muazzam bir değeri temsil etmektedir. Bu kadar muazzam bir kaynağa sahip olan Batı Avrupa’nın Rusya’dan bu kadar çok korkmasının nedeni ne olabilir?Niçin Avrupa, 190 milyonluk geri kalmış bir toplumdan korkması gerekiyor? Cevap son derece basit, Rusya tarafında bir birlik var ve Batı Avrupa tarafında böyle bir birlik yok. Rusya’nın birliği zora dayalı , süngüler altında bir birlik, ama yine de birlik... ” 

 

General Eisenhower, Batı Avrupa’nın savunmasını bir birlik haline getirme çabalarının en büyük parçası olmayı tasarladığını ve eğer bunu başarabilirse tehlikenin en önemli bölümünün bertaraf edilmiş olacağını belirtti: “Benim ilk işim bu Batı Avrupa ülkelerini çepeçevre kuşatmak ve kalplerinden ne geçtiğini öğrenmek oldu. Bu sorular hakkında ne sitediklerini öğrenmek istedim.” Eisenhower’ın gezi programı şöyle idi: Paris, Brüksel, Hague(Hollanda), Kopenhag, Oslo, Londra, Lizbon, Roma, Luzemburg, Almanya, Paris, İzlanda ve son durak olarak ta Ottawa(Kanada). Gittiği her yerde, görüştüğü bütün bürokratlara Batı’nın sahip olduğu imkan va avantajları tekrarladı. Batılı devletlerin sadece bir araya gelerek, yeterince adam yetiştirerek ve yeterince üretim yaparak Rusya’ya “cehenneme kadar yolun var” diyebilecekleri konusuna inandırdı. Bu konuda bir mutabakat vardı, çünkü gittiği her yerde Batı Avrupa’da komünistlerin büyük bir tehdit oluşturmadığına ve kolayca üstesinden gelinebileceğine dair bir güven olduğunu gördü. Konuşmasının bu bölümünde General Eisenhower Batı Avrupa komünizminin doğasına ilişkin, ziyaretleri sırasında edindiği bazı izlenimlerini aktardı. Bu izlenimlere göre, her ülkede sadece küçük bir komünist sert çekirdek bulunuyordu, hatta komünistlerin güçlü olduğu zannedilen Fransa ve İtalya için bile durum böyleydi. Oldukça fanatik, iyi örgütlenmiş, seçimler sırasında komünistlere oy kullanacak kadar iyi eğitilmiş bir çekirdeğin varlığını kabul etti fakat, komünistlere oy kullananların çoğunun buna fazla aldırış etmediklerini ve sıkıntılı bir durumda bundan vaz geçeceklerini belirtti. Generale göre gerçek komünizm tehdidi o sırada “tarafsız olmak”tı, tıpkı son manifestosunda da altını çizdiği gibi. “Komünistler, “üçüncü güç” düşüncesini sahiplenmekle meşguller. Olabildiğince çok sayıda Batı Avrupa halklarını tarafsız olmaları gerektiğine ikna etmek için muazzam çaba sarf ediyorlar. Bu yakarışlar çekingen ve düşüncelerini değiştirmek zorunda kalmaktan mutlu olmayan kararsız halk yığınlarına yapılıyor. Tarafsızlık onlar için yalnızca çok ulaşmak istedikleri bir umuttan ibaret, fakat kabul etmeliyiz ki ulaştıkları kitle oldukça geniş bir halk yığınını temsil ediyor. Tarafsızlık kavramından rahatsızlık duyan bir dizi Avrupa’lı lider var, özellikle Fleven, ve tarafsızlık kesinlikle Fransız çabalarıyla ilgili bir zorlama ve önümüzdeki 6 ay içinde yapılacak genel seçimler sonrasında bitecek bir furya.”

 

General Eisenhower, Avrupa için ortak bir savunma oluşturulmasını amaçlayan ilkelerin belirlenmesi ve böyle bir savunmanın inşa edilebileceği konularında geniş bir mutabakatın bulunduğunu söylerken, bir yandan da her ülkenin kendi vereceği katkının anlaşılmasının oldukça zor olduğunu belirtti. Her duraklama sırasında “Ne yapacaksınız? Ne yapacağınızı bana tam olarak söylemelisiniz ki ben Birleşik Devletler Hükümetine rapor edebileyim” sorusunu sordu. Bu soruya verilen yanıtların hepsi aynı acı gerçeğe toslamıştı. Bu gerçek, Batı Avrupa’nın içinde bulunduğu aşırı yoksulluktu. General Eisenhower, bu yoksulluğun, çeşitli ülkelerin katkılarını ölçmede kullanılabilecek bir ölçü birimi anlamına gelmediğini belirtti ve “Örneğin hiçbirimiz, Batı Avrupa’nın bütçesinden savunmaya tahsis edeceği miktarın bizimki kadar olmasını bekleyemeyiz. Onlar o derece yoksul ki bazıları bugün harcayabildiklerinden bir kuruş daha fazlasını bile harcayamayacak durumdu. Örneğin, Norveç’te halk, sadece balık ve patates yiyerek yaşıyor ve çoğu yaşamını tırnaklarıyla sökerek sürdürüyor. Ama onca yoksulluklarına rağmen Norveç Bakanlar Kurulu, savunma bütçesinde bir artış için karar aldı. Elbette bu bizim kadar bütçe arttırdıkları anlamına gelmiyor ama bu artışın, onların bugünkü yaşam standartları üzerindeki anlamı çok büyük. Kesin olan bir şey varsa o da Norveç’ten hiç bir şekilde kuşku duymamamız gerektiğidir. Norveç bir işgal yaşadı ve başka bir işgal daha yaşamayacak. Norveçlilerin, gidip Ruslara teslim olmaktansa yok olmaya karşı direneceğine tam olarak ikna olmuş durumdayım.

 

Sıkı çalışan bir diğer ülke de Fransa. Farnsa halihazırda askerlik süresini 18 aya çıkardı. Bizde bu süre 21 ay olduğu ve biz hala yükseltmeye çalıştığımız için bu süre size yeterli gibi görünmeyebilir. Fakat Fransızlar hiç bir ayrıcalığa izin vermiyor ve hiç bir şekilde erteleme ya da tecile göz yumulmuyor.” General Eisenhower konuşmasının bu bölümünde 2. Dünya Savaşında 4 oğlunu kaybeden ve 5. ile son oğlunu da askere göndermek üzere olan dul bir kadının hikayesini anlattı. Fransız halkının bu gibi şeyleri kabul ettiğini ve hiç kimsenin askerlik görevini tecil ettirmediğini belirtti. Eisenhower, Hollanda dışındaki bütün ülkelerin büyük bir çaba içinde göründüğünü, fakat Hollanda’yı daha doğrusu Hollanda halkını anlayamadığını anlattı. Hollandalıların hepsinin, -kendisine hiç bir anlam ifade etmeyen- “denizci olmakla” ilgilendiğini, kimsenin Hollanda’nın karadan savunmasıyla ilgilenmediğini belirtti.

 

İngiltere, kendi askeri programını büyük ölçüde ilerletmiş durumda ve General Eisenhower, İngilizlerin bu konudaki çabalarının kendisini ikna ettiğini belirtti. General, özellikle Shimmel’in çabalarından çok etkilenmişti. Shimmel, daha önce hiç işletilmeyen, Britanya elemanlarının şefiydi. Kısa bir süre önce, Avrupa’ya daha fazla sayıda bölüm gönderilmesine karşı bir önerge vermişler, Shimmel de kendilerine ya bu bölümleri üstlenmek zorunda olacaklarını ya da yeni şefler atayacağını söylemişti.

 

Eisenhower, Portekiz’le ilgili söyleyecek çok fazla bir şeyinin bulunmadığını, Portekiz’in İspanya’nın izinden gitmediği sürece Avrupa’ya yetişmesinin mümkün olmadığını söyledi. Portekiz’i en fazla ilgilendiren konu,  İspanya’nın o veya bu şekilde Batı Avrupa Savunmasına dahil edilip edilmeyeceğiydi. Portekiz’deki diktatör Salazar ise, General Eisenhower’ı en fazla etkileyen liderlerden biri olmuştu.

Roma, Eisenhower’ı daha İtalya’ya varmadan üzdü, çünkü henüz yoldayken İtalyan komünistlerin ne yapmaya çalıştıklarını öğrenmişti. Ama Roma’ya geldiğinde kendisini etkileyen iki gerçek vardı: De Gasperi Hükümeti komünistlerin üzerine son derece sert bir şekilde gidiyordu  ve kendisinin ziyareti ile ilgili olarak birincil öncelikteki bir konu gibi hazırlık yapılmıştı. Roma’dayken sokaklarda tek bir komünist gösterici bile görmedi. Onu etkileyen ikinci gerçek İtalyan liderlerinin, halkın, gerektiği taktirde iyi birer savaşçı olacağı konusunda kendisini ikna etmeleri oldu. İtalyanlar ona, İtalyan halkının I. ve II. Dünya savaşlarındaki sicilleri dolayısıyla çok fazla haifife alındığını ama modern çağlarda yüreklerini ortaya koymamaları halinde hiç bir özrün geçerli olmayacağını anladıklarını da ortaya koyduklarını belirtti. I. Dünya savaşında liderler ganimetlerin üzerine oturmuş, bedelini de ağır ödemişlerdi, tıpkı II. Dünya savaşında Mussolini’nin de başına geldiği gibi. Eisenhower, İtalyan’ların bir nedeni olduğunda  ve liderleri başlarında olduğunda savaşacaklarına ikna olduğunu belirtti ve mevcut İtalyan Hükümetinin her iki koşulu da sağlamak için elinden geleni yaptığına inandığını aktardı.

 

“Luxemburg da oldukça iyimser bir görüntü verdi. Luxemburg nüfus açısından bir hayli küçük ve asker anlamında kişi sayısı çok az. Tüm ülkenin nüfusu sadece 300.000. Fakat, Luxemburg daha yeni evrensel bir ordu oluşturdu ve yapabilecekleri her şeyi yapoma konusunda çok istekli görünüyorlar. Şu anda ihtiyaç duydukları şey ise, askere aldıkları adamlara silah ve ekipman temin edebilmek.” General Eisenhower konuşmasının tam bu bölümünde Kanada’ya yaptığı ziyaret sırasında Lüxemburg’a askeri ekipman verilmesi için söz aldığını belirtti. Lüxemburluların iyi kalpli insanlar olduğunu söyleyen Eisenhower, onlara, moral güçleriyle herkese önderlik edebileceklerini söylediğini belirtti.

 

General Eisenhower Almanya ile ilgili olarak bu ülke hakkında sayısız Amerikalının sürekli konuştuğunu kendisinin ise, Alman ordularını bir an önce kendi komutası altına almak istediğini belirtti. Almanların ne tip savaşçı yetiştirdiklerini öğrenmek için iyi bir nedeni vardı. Ama, Almanlar kendi ayaklarıyla, koşulsuz olarak gelmediği sürece onları komutası altına almak istemediğini belirtti. Eisenhower bütün Alman liderlerinin bu hususu ve Fransa-Almanya arasındaki çatışmaya kızmadığını  açık bir şekilde anlamasını sağladı. Taraflar, aralarındaki sorunu kendi kendilerine çözebilir fakat Eisenhower’ın kumandasını kendi koşullarını ve pazarlık güçlerini iyileştirmek için bir arena gibi kullanamazlardı. Onların adamlarını (asker olarak) istiyor fakat bu da bir uzlaşma anlamına gelecek olursa onları da istemiyordu. Eisenhower, Alman liderlerle çok açık bir konuşma yaptığını, onların da anlamış gibi göründüklerini belirtti. Gzei raporu bölümünü tamamlama amacıyla Eisenhower her yerde umudun büyüdüğünü bunun da bir şeylerin ilerlemeye başladığınının  kanıtı olduğunu belirtti.

 

Askeri ekipman meselesiyle ilgili olarak burada kendi evimizde yapacak çok işimiz var. İhtiyacımız olan şey, ekonomimizi hızla toparlamak ve bu insanlara ihtiyaç duydukları ekipmanı kısa sürede sağlamaktır. Tarafsızlık fikrini ortadan kaldırabilmek için onlara askeri ekipman sağlamak zorundayız. Charlie Wilson’un tankları hangi sürede üretebileceğini bilmiyorum ama yeterince hızlı olamayacağını biliyorum. Öyleyse bizim hızlı, daha hızlı ve çok daha hızlı üretim yapmamız gerek. Her ülkedeki komünist basın onlara, bizim zamanında ulaştıramadığımız ekipmanı kullandırmayacaklarını söylüyorlar. Öyleyse yavaşlamayalım, hızlanalım  ya da bu devletler bütçelerinden belli bir harcama yapar ya da kitlelerine doğru mesajlar verirse biz de üretimimizi hızlandırmaya  karar verelim.

 

Tüm bunların ötesinde, bu liderlerin bazıları, aileleri ve akrabaları  her zaman büyük bir tehlike altındalar. Avrupalılar, her zaman bizim onlardan duymak istediğimiz şeyleri söylemeyebilirler, bu gerçeği kabul etmemiz gerek. Onlar, benim burada şimdi sizinle konuştuğum gibi konuşamazlar, çünkü ben Kremlin’e onlar kadar yakın değilim, Kremlin onlara sadece bir duvar uzaklığında. Beyler bizim yapacağımız tek bir şey var o da bu birleşik güç sarmalını yükseltmek. Bu insanlar, davaya inanıyor. Şimdi de kendilerine inanmak zorundalar. İşlerini yapabilecekleri konusunda güven kazanmak zorundalar. Onlara edebileceğimiz önderlik, askeri ekipman göndermek ve bazı Amerikan birimlerini oraya göndererek moral kazanmalarını sağlamak.

 

Bu bölümün ardından General Eisenhower Avrupa savunmasıyla ilgili stratejik görüşlerini aktarmaya başladı. Ona göre Avrupa uzun, dar bir şişe boğazına benziyordu. Şişenin geniş kısmı Rusya’yı, boyun kısmı Batı Avrupa’yı, dibe doğru daralarak uzayan bölümü ise İspanya’yı temsil ediyordu. “Şişenin dar bölümlerinin tümündeki suyu kontrol edebiliyoruz. Arkasındaki İngiltere ve Kuzey Denizi şişenin bir tarafında, Yakın Doğu ve Kuzey Afrikası ile birlikte Akdeniz ise diğer tarafında. Her iki tarafa da hava ve deniz gücü uygulamak ve merkezdeki kara güçlerine bel bağlamak zorundayız. Kuzey Denizinde deniz ve kara üzerinden büyük bir bileşim inşa etmek istiyorum. Danimarka ve Hollanda’yı büyük bir “oklu kirpi” yapmak, arkalarına da Kuzey denizinde ağır bir donanma ile 500-600 savaşçı asker koymak istiyorum. Akdenize’de aynını yapar, büyük bir hava filosu konuşlandırır, Akdenize  deniz gücünü gönderir, Türkiye’ye de silah verirdim. Ruslar merkezden ileriye gitmeye kalktıklarında onları her iki taraftan korkunç şekilde vurmak isterim. Sanırım önerdiğim gibi bir güç inşa edebilirsek merkez, hapsedilmiş olur ve geri çekilmek zorunda kalır. Son olarak, eğer gerçekten bir savaşın içindeysek ekipman konusunda olabildiğince üretim hızımızı arttırmaya mecburuz.”

 

Sorular bölümünde Sekreter Sawyer İspanya’yı sorduğunda Eisenhower, İspanya’nın  20 kadar bölümü olduğunu ve Stalin’den nefret ettiğini belirtti ve İspanya’yı sorunun dışında tutmanın, bir günahkarı Kiliseden uzak tutmakla aynı anlama geleceğini düşündüğünü söyledi. “Bir günahkarı, Kilisenin giriş kapısından içeri bırakmadığınız taktirde onun değişmesini sağlayamazsınız. İspanya ile ilgili pek çok siyasi  sorun olduğunu biliyorum fakat ben profesyonel bir askerim ve bir düşmanı vurmak gibi bir problemim olduğunda bütün gücümü toplar ve bu güçle düşmanı vururum.” General Eisenhower konuşmasının bu noktasında İspanya hakkında daha fazla konuşmaktan çekindi.

 

Bay Harrison Avrupa’daki diğer devletlerin İspanya hakkında ne düşündüklerini sordu. Eisenhower, Avrupa’nın İspanya’yı içine almama konusundaki direncinin azalmaya başladığını düşündüğünü belirtti.

Sekreter Synder, çeşitli Avrupa devletlerinden her birinin hava, deniz ve kara da dahil olmak üzere kendi ordusuna sahip olmak isteyip istemediğini merak ettiğini belirtti. General Eisenhower sadece Hollanda’nın hizaya gelmediğini ve hala bir donanmaya sahip olmak istediğini fakat diğer devletlerin hiç birinin buna aldırış etmediğini anlattı. Hollanda dışındaki diğer bütün devletler katılacak ve hiç bir sorun yaratmayacaklardı.

Başkan Yardımcısı, General Eisenhower’a onun görüşüne göre Sovyetler Birliği tehdidi açısından, örneğin 6 ay sonunda ne büyüklükte bir ordu kurulması gerektiğini sordu. Eisenhower, Almanya dışında kalan Batı Avrupa’da 50 ila 60 tümenin şart olduğunu, ve bunun ne kadar süreceğini bilmediğini söyledi. “Onları elimizden geldiğince süratle temin etmek zorundayız. Elbette bunu 6 ay içinde oluşturmaya başlayamayız.” Eisenhower, 50-60 tümeni en kısa zamanda kurmanın dışında 6 ay içinde ne yapmamız gerektiğini gerçekten bilmiyordu. Eisenhower, konuşmasının bu bölümünde daha önce çeşitli yerlerde yaptığı sunuşlardan birinden yazılı bir alıntıyı aktarmak istediğini belirtti. “Şu anda adını hatırlayamadığım bir üst düzey Amerikalı, 50-60 tümenlik bir hazırlığın Rusya için ciddi bir tehdit oluşturacağını bunun da Rusya’yı saldırıya zorlayacağını söylemişti. Bu tez, eğer doğru anlayabildiysem, Rusya için bir tehdit oluşturacaksa bir savunma gücü kurmamamız gerektiği anlamına geliyor. Bu çok saçma. Rhine üzerinde 50 tümenlik bir güç zaten Rusya için tehdit olmaktan çok uzaktır ve Rusya bunu bilir. 50 tümenle Rusya’ya saldırabilmek mümkün değildir. Rhine üzerinde 50 tümen Vistula üzerindeki 50 tümenden çok çok farklıdır. Bir ordu ilerlemeye kalktığında kanatlardaki tüm askeri kuvvetlerini terk etmek zorundadır. 50 tümenden oluşan bir ordu çok zayıf olacaktır ve sadece Rusya’nın sınırlarına dayanacak fakat oraya ulaştığında hiç bir  şey yapamayacaktır. Ama diğer yandan 50-60 tümenlik bir ordu daha önce bahsettiğim genel stratejik konsept bakımından Batı Avrupa’nın savunması için oldukça yeterlidir. Rusların da buna inandığını düşünüyorum.” Başkan Yardımcısı sorusunu bir kez daha tekrarladı :  Eğer Rusya sıkıntı yaratmak isterse 60 tümen yeterli olacak mı? General Eisenhower, tabii ki yeterli miktarda hava ve deniz destek gücüne sahip olmalarının sağlanacağını düşündüğünü belirtti.

 

Eisenhower, ABD tümenlerinin neden en kısa zamanda Avrupa’ya gönderilmesini istediğini şöyle açıkladı: “Avrupa’lıların moralini yükseltmek ve onlara cesaret kazandırmak için bunu yapmak zorundayız. Avrupa’lıları bizim iş olarak algıladığımız ABD’den gönderilecek  10-12 tümenin görüntüsünden daha fazla ikna edecek hiç bir şey yok. Elbette ordumuzu orada ilelebet tutmamamız gerekir. Avrupa kendi askeri gücünü kurduğunda ve eğitimli bir yedek asker kitlesine kavuştuğunda Amerikalılar evlerine dönebilir.” Rusya’nın saldırması halinde ABD’nin kaderinin ne olacağı konusunda bir kaç kez tekrarlanan soruya yanıt olarak : “Orada halen sadece 2 tümenimiz var. Eğer Rusya şu anda saldıracak olsa hemen hemen her şeyimizi kaybederiz. Ama, bizim 2 yerine 10-12 tümenimiz olsa Avrupalılar da kendi askeri güçlerini arttırabilecek durumda olsa Rusya saldırsa bile birileri kötü bir yanlış yapmadığı sürece önemli bir asker kaybımız olması için hiç bir neden yok. Hatta Batı Avrupa kendi askeri gücünü toplayamasa bile -ki ben bunu yapabileceklerini düşünüyorum- biz gerektiğinde düzenli bir şekilde Britanya-Peninsula’ya ya da Cotentin Peninsula’ya çekilebilecek kadar yeterli sayıda askerimizle orada olacağız.”

 

Başkan Yardımcısı, General Eisenhower Avrupa’da, Rusya’nın plan ve niyetlerinden etkilenecek kadar uzun kalmış olsaydı o zaman ne olacağını sordu. General Eisenhower, Rusya’nın ne yapabileceğini bilmediğini fakat Rusya’nın savaşmak istediğinden gerçekten şüphe duyduğunu belirtti. “Ben şahsen, Kremlin’dekilerin işlerini sevdiklerini düşünüyorum. Şu anda bir savaş kazanmak için hangi yoldan gitmeleri gerektiğini bilemiyorlar ve savaşacaklarını sanmıyorum. Çünkü onlar, savaş başlatıp kaybetmeleri halinde işlerini ya da kellelerini kaybedeceklerini çok iyi biliyorlar. Rusya’daki tüm propagandanın,biz Almanya’da ya da Batı Avrupa’da ordu kurarsak savaşın nasıl başlatılacağı sorusuna yoğunlaştığına inanmıyorum. Eğer Ruslar Avrupa’daki  60 ya da 70 tümenlik bir askeri gücün kendileri için bir tehdit oluşturacağına inanıyorlarsa çılgın olmalılar. Onların, uğruna savaşacakları ticari bir işi  yok ve ben bunu yapacaklarını zannetmiyorum.”

 

Sekreter Tobin, Alman Sosyalistlerinin ne durumda olduğunu sordu. Eisenhower, Schumaher’in çok hasta olduğunu ve onunla görüşemediğini fakat Schumaher’in Avrupa’nın birliği için yaptığı bütün çalışmaları gönderdiğini ve kendisini destekleyeceğini bildirdiğini belirtti.

 

Görüşmeler daha sonra Genel Eisenhower’ın ertesi gün Kongre Kütüphanesi oditoryumunda yapılacak ortak gayrı resmi toplantıya katılımıyla ilgili düzenlemelere geldi. Başkan Yardımcısı ve Başkanın sözcüsü yapılan hazırlıkları aktardı ve Eisenhower’a konuşma yapması için 1 saatlik bir süre ayrıldığı bildirildi. Bunun ardından General Eisenhower, bazı geniş tespitlerde bulunmaya başladı. “İnanıyorum ki canımız çıkana kadar çalışmak zorundayız. Sanki bir savaştaymışız gibi üretmek için tüm gücümüzü ortaya koymamız gerektiğine inanıyorum. Avrupa’da bu güç sarmalını oluşturmaktan başka çaremiz yok. Şu andaysa bu sarmal güçleneceğine zayıflama sürecine girmiş bulunuyor. Bu gerilemeyi durdfurup onu tekrar ilerleme safhasına taşımamız gerek. Şu sıralarda “Gibraltar”ı okuyorum. Ve insanlar burada kendi evimizde gücümüzü korumamız gerektiğini söylüyorlarsa, bırakalım Avrupa da bunu yapsın. İzole edilen bir kale bir hafta içinde düşmeye mahkumdur. Eğer İspanya saldıracak olursa, Gibraltar’ın ne kadar dayanabileceğini sanıyorsunuz?” Eisenhower bunu söyledikten sonra özür dileyerek Başkan’a döndü ve ne Başkanın ne de orada hazır bulunanların böyle bir düşüncede olmadıklarını bildiğini fakat bu birarada durma sorunu ile ilgili olarak kendi görüşünü açıklamadan duramayacağını hissettiğini söyledi. “Ben bir askerim ve bana verilen iş ne olursa olsun onu yapmak zorundayım. Ben bu işi yapıyorum çünkü o bana bir görev olarak verildi ama ben onu aynı zamanda inandığım için de yapıyorum. Bu göreve bütün kalbimle inanıyorum.”

 

Bay Charles Wilson, Avrupa’ya gönderilecek askeri ekipmanın gemilere yüklenmesi için Eisenhower’ın aklından geçen tarih belli olur olmaz kendisiyle görüşmek istediğini belirtti. Birleşik Devletler için üretimde yılmadan çalışan Bay Wilson, Avrupa’nın ihtiyaçları ile ABD’nin kendi çalışma programının nasıl uydurulacağını öğrenmek istediğini belirtti ve “Zaten çok fazla şey üstlenmiş durumdayız ve ben, daha ne kadar görev ve sorumluluk yükleneceğimizi bilmek istiyorum”dedi. General Eisenhower, bu ve benzer soruların olası cevapları üzerinde çalışmak üzere yeterince uzun bir süre ABD de kalacağını ve böylece Avrupa’ya döndüğünde Avrupa Hükümetlerinin soracakları bütün sorulara tam yanıtlar verebileceğini söyledi. “Askeri ekipman, tanklar, uçaklar ve diğerleri Avrupa’ya gidene kadar  bizler burada sanki savaş ortamındaymışız gibi tam kapasite ile üretim yapmak zorundayız. Bu kahrolası dönemeci kısa zamanda almak zorundayız. Avrupalıların ellerini tıka basa doldurmak zorundayız. Buradaki fark, uygarlığımızın ilerleyip ilerlemeyeceğidir, öyleyse muazzam bir adak olmaya ben hazırım.”

 

Bay Symington, bunun, General Eisenhower’ın hem silahlara hem de yağa sahip olabileceğimizi düşünmediği anlamına mı geldiğini sordu. Eisenhower, bu soruya cevap vermesinin kendisini asla yüzeye çıkamayacağı kadar uzak bir derinliğe sürükleyeceğini bu nedenle de bu soruya şimdilik yanıt vermeyeceğini söyledi ve şöyle devam etti “Emin olduğum tek şey, gerçekten savaşa gidiyormuşuz gibi üretmek zorunda olduğumuzdur. Dönüşmek zorundayız. Sadece yapmakta olduğumuz bütün işleri önceleyen bu yeni ihtiyaçlara konsantre olamayız. En azından ben bunu yapabileceğimizi sanmıyorum.

Başka soru olmadığı için Başkan, verdiği bilgilerden ötürü General Eisenhower’a teşekkür etti ve toplantıyı sonlandırdı.

 

Çeviren: Gaye Yılmaz