mai ve küreselleşme karşıtı çalışma grubu
DTÖ-Dünya Ticaret Örgütünde Yeniden Yapılanma

20 Ocak 2005

 

DTÖ'nün konsensus yöntemini nasıl işlettiği (üyeleri IMF ve DB borçlarını defaten ödeme şantajı, ambargo tehditleri vb) ve "demokratik" bir görünüm vermeye çalıştığı, Çalışma Grubumuzun ürettiği çeşitli Bülten ve Bilgi Notlarında daha önce yer almıştı. DTÖ, bütün bu anti-demokratik uygulamalara rağmen Seattle ve Cancun Bakanlar Konferanslarındaki başarısızlığın tekrarlanmaması için konsensus yöntemini terk etmeye ve bir kaç üyenin yada üyeler topluluğunun neo-liberalizmin gelişmesini engelleme girişimlerinin önünü kesme yönünde önemli adımlar atmaya hazırlanıyor.

MAI ve Küreselleşme Karşıtı Çalışma Grubu

 

DTÖ'nün (Dünya Ticaret Örgütü) 17 Ocak günü yayınladığı ve Örgütün önümüzdeki dönemde gündemine almayı planladığı bir dizi değişik stratejinin tartışıldığı rapor tutarsızlıklarla dolu. Aralarında tercihli ticaret anlaşmaları, DTÖ ve diğer uluslar arası kuruluşlarla ilişkilerin uyumlu hale getirilmesi, sivil toplumla ilişkiler, DTÖ Tahkim sistemi, DTÖ karar mekanizmaları, Sekreterya ve Genel Başkanın görevleri gibi konuların da bulunduğu rapor başlıkları örgütün küreselleşme sürecindeki yerinin önemini vurguluyor. Karar alma mekanizmalarıyla ilgili bölümde, herhangi bir konuda tüm üyeler arasında konsensusa varılamaması halinde sayısı 30’u geçmeyecek ve bazıları da daimi üyelerden müteşekkil, Bakanlar Konseyi düzeyinde oluşturulacak bir Danışma Kurulu kurulması, “ekseriyetli anlaşmalar”ın kullanıma sokulması ve Sekreterya ile Genel Direktörün yetkilerinin genişletilmesi öneriliyor.

Raporda ayrıca, Bakanlar konferansının yıllık bazda, Zirve düzeyindeki toplantıların ise her 5 yılda bir kez yapılmasının uygun olacağı, konsensus yöntemi ile karar almanın meşruiyet açısından ne denli önemli olduğu belirtilirken, getirdiği sıkıntılara da dikkat çekiliyor ve bu yöntemle tek bir üyenin bile bir kararı bloke edebileceği “tehlikesi”ne işaret ediliyor. Yine de konsensus yöntemini tümüyle terk etmek yerine, üye çoğunluğunca onaylanan bir kararın tek bir üye tarafından bloke edilmesinin şarta bağlanması öneriliyor: buna göre, kararı bloke etmek isteyen devlet bu isteğini yazılı olarak, gerekçeleriyle birlikte ve bu kararın kendi ulusal çıkarlarına nasıl aykırı olduğunu ispatlamak suretiyle kararı bloke edebilecek.

Rapor daha sonra “değişken geometri” adı verilen ve DTÖ taahhütlerinde bazı üyeler bir taahhütte bulunurken bazılarının daha fazla sayıda taahhütte bulunmasına olanak veren ama gerçekte ekseriyetli yaklaşımdan pek te farklı olmayan bir yeniliğe değiniyor. Aslında bu öneri ilk kez Doha Konferansı öncesinde ve daha sonra da Cancun’un ardından Singapur konularıyla bağlantılı olarak AB tarafından getirilmiş, ve pek çok gelişmekte olan ülke tarafından tekrar tekrar reddedilmişti. Raporda önerilen bu yöntemin “çok sınıflı” yapısı dolayısıyla üyeleri bölücü bir etkisi olduğu ve çok taraflı ticerat sistemini ilerletmek yerine geriletici bir etkisinin olabileceği de belirtiliyor. Bu konuyla ilgili olarak küçük gruplaşmalara da bir uyarıda bulunuluyor ve bu grupların, üye çoğunluğu tarafından karşı çıkılan bir DTÖ konusunu Örgüte taşımasına izin verilmeyeceği belirtiliyor. Rapor, böyle bir yaklaşımın avantajları da olduğunu ve güçlü devletlerin bölgesel ya da ikili anlaşmalar yerine DTÖ içersinde bu yaklaşım üzerinden anlaşmalar imzalamayı tercih edebileceklerine dikkat çekiyor. Yeni disiplinlerin geliştirilmesinde GATS tipi yaklaşımların (Bottom-Up: aşağıdan yukarıya dizayn ve Single Undertaking: tek bir girişim yöntemi) öncelikle kullanılması gerektiği; kıdemli, üst düzey bürokratların Cenevre’ye daha sık gelmesi ve her üç ya da altı ayda bir yapılması karara bağlanmış olan özel Genel Konsey toplantılarına daha sık katılmalarının gerekliliği; Bakanlar ya da kıdemli bürokratlar düzeyinde bir danışma kurulu oluşturularak müzakerecilere rehberlik edilmesinin önemi vurgulanıyor.

Rapora göre, bugüne kadar illegalliği ile ün salmış olan “Gren Room” (Yeşil Salon) toplantıları önemli olduğu kadar gerekli de. Bu toplantılara daha geniş katılım için de bölgesel temsiliyet temelinde bir katılım öngörülüyor. DT֒nün üyeler tarafından yönetilen bir örgüt olduğu iddialarını sert bir dille eleştiren rapor, Sekreterya ve Başkanın görevlerini hafife alan bu tip yaklaşımların en fazla üyelere zarar vereceğini belirtiyor. Bununla da kalınmıyor ve ‘eğer üyeler prensiplerin savunulması ve geliştirilmesi için yeterince hazır hissetmiyorlarsa Sekreterya istediğini yapma konusunda özgür bırakılmalıdır ve hatta bu prensipleri geliştirmeleri bizzat yapmak zorundadır’ deniliyor.

Ayrımcılık yapılmamasına ilişkin başlık altında MFN-En Çok Kayrılan Ülke istisnasının artık bittiği, bundan sonrasında bunun ancak bir istisna olabileceği uyarısına yer veriliyor ve ‘Bu ilkeyi bundan sonra “en az kayrılan ülke –LFN- diye ifade etmek gerekir. Gümrük Birlikleri, Ortak Pazarlar, Bölgesel ve ikili ticaret alanları ve tercihler tarihe karışacaktır.’deniyor. NAFTA ve AB gibi bazı anlaşmaların çok taraflı ticaret sistemini beslemeleri açısından önemi ve gereğine değiniliyor, ancak tercihli ticaret sistemlerinin çok taraflı ticaretin yolunu açacağına idari yükleri ve kafa karışıklıklarını arttırdığı süreci geciktirdiği uyarısı da ihmal edilmiyor.

Bir diğer uyarı da tercihli anlaşmalara son dönemde eklenmeye başlanan, emek standartları, çevresel hükümler ya da sermaye giriş çıkışına getirilen kısıtlamalar gibi ticaret dışı hükümlerinin ne kadar yanlış olduğu konusunda yapılıyor.