mai ve küreselleşme karşıtı çalışma grubu

 

EŞİTSİZLER  YARIŞINDA  SON DÜZLÜĞE  GİRİLDİ !!! 

1 Ağustos 2004

MAI ve Küreselleşme Karşıtı Çalışma Grubu

 

Gelişmiş devletlerin tehdit, şantaj ve rüşvet de dahil olmak üzere her yolu denemesi sonuç verdi ve Cancun’dan (2003, Eylül) bu yana kesintiye uğramış olan küresel ticaret görüşmelerinde dün gece önemli kararlar alındı. Gelişmiş ülkeler tarıma verdikleri destekleri korumayı bir kez daha başardılar. NAMA ya da tarım dışı sanayi ürünleri piyasalarına giriş konusunda tamamen gelişmiş ülkelerin çıkarlarına hizmet edecek bir şekilde müzakerelere yeniden başlanmasına karar verildi. Ancak, metnin eklerine göz atıldığında, Cancun metninin daha da sulandırılmaya çalışıldığı görülebiliyor. Ticaretin kolaylaştırılması ile ilgili olarak gelişmekte olan ülkeler kaynakların daha önemli ve acil ihtiyaçların karşılanmasına yönelmesi halinde çok ağır taahhütler üstlenme sözü verdiler. Tek bir cümleyle özetlemek gerekirse, Doha Raundu, bundan sonra yoksul devletler için çok çok daha büyük bir facia halini alacak.

Yapılmakta olan mali yardımların kesilmesi: Temmuz ayının son gecesi (31 Temmuz) yapılan DTÖ toplantısına sayılı günler kaldığında, 21 Temmuz günü AB, Kenya’ta sağlanmakta olan mali yardımı kestiğini duyurdu. AB’nin yardımı kesme gerekçesi, Kenya Hükümetinin adının bir rüşvet olayına karışmış olması biçiminde açıklandı. Avrupa’daki çeşitli gayrı resmi kaynaklar ise AB’nin, Kenya’nın elinin Temmuz sonunda yapılacak DTÖ toplantısında çok güçlü olmasını istemediği için mali yardımı kestiği şeklinde yorum yaptılar. Bu girişim, İngiltere Ticaret Bakanı Patricia Hewitt’in “İngiltere, kendi çıkarları doğrultusunda bir anlaşmayı kabul etmeleri için gelişmekte olan ülkeler nezdindeki nüfuzunu kullanacaktır” açıklamasıyla da paralellik arz ediyor.

Dikbaşlı Afrika’nın AGOA III ile uysallaştırılması:

AGOA, bazı kilit konumdaki Afrika ülkelerinin kandırılmasında önemli rol oynadı. Bu anlaşma sayesinde Afrika’nın ABD’ye ihracatı %55 arttı. Yine bu anlaşma sonrasında Kenya’nın ABD’ye ihracatı 2001 yılındaki 45 milyon$ seviyesinden 2003’te 150 milyon$’a yükseldi. AGOA II çerçevesinde Afrika ülkelerinin ABD dışındaki ülkelerden işlenmiş pamuk ve iplik ithal edebilme süresi Eylül 2004’te son buluyordu. Bu durum, uzun süreden beri kendi pamuğunu yerelde işleme kapasitesinden mahrum bırakılmış Afrika ülkeleri için önemli bir sıkıntıya işaret ediyordu çünkü ipliği ABD’den ithal etmenin bedeli bu ülkelerin karşılayamayacağı kadar yüksekti. 31 Temmuz’daki DTÖ toplantısından sadece birkaç hafta önce Başkan Bush, 2008’de son bulacak Afrika Büyüme ve Fırsatlar Yasası (AGOA) adı verilen anlaşmanın hükümlerinin 2014’e kadar yürürlükte olmasını sağlayacak yasayı onaylayıverdi. Yeni yasa, Afrika ülkelerinin üçüncü ülkelerden ham madde ithal edebilmesi için ilave bir 3 yıllık süre daha tanıyor. İşte bu girişim, Kenya gibi bazı Afrika ülkelerinin önlerine konan “tavizler paketi”nin en değerli unsurunu oluşturdu. Aynı girişimin diğer önemli iki destekleyicisi ise Benin ve Mali idi. ABD’ye tekstil ürünü satma hakkına sahip diğer AGOA ülkeleri ise Gana, Leshoto, Madagaskar, Malawi, Mauritius, Mozambik, Ruanda, Güney Afrika, Uganda ve Zambia.

Milenyuma meydan okuma hesabı: Gelişmekte olan ülkelere uzatılan bir diğer havuç ta Başkan Bush’un 2002’de imzalayıp, 2004’te yürürlüğe koyduğu bir çeşit kalkınma yardımı fonu olan MCA(Millenium Challenge Account), yani “Milenyuma meydan okuma hesabı”. Bu hesap, 2004 yılında 16 gelişmekte olan ülkeye toplam 1 milyar$ tutarında yardım sağlanmasını öngörüyor. 31 Temmuzu içine alan haftada ABD, bu hesaptan yardım almakta olan özenle seçilmiş belli bazı ülkelere faxlar göndererek, kendilerine böyle bir yardımın yapılmakta olduğunu ve devam edeceğini “hatırlatma” ihtiyacı duydu.  Özenle seçilen ülkeler ise Benin, Bolivia, Ghana, Madagaskar, Mali, Moğolistan, Mozambik, Honduras, Leshoto, Nikaragua, Senegal ve Sri-Lanka idi.

Şeker için kota tahsisatları: 31 Temmuz DTÖ toplantısından bir hafta önce ABD, 40 ülke için şeker kotaları uygulayacağını duyurdu. Bu sistem, söz konusu ülkelere ABD’ye en düşük gümrük vergisiyle belli kotada şeker ihraç etme hakkı veriyor. Bu yeni şeker kotasından yararlanacak ülkelerin başında bakın kimler geliyor : Dominik Cumhuriyeti, Brezilya, Filipinler, Avustralya, Guatemala ve Arjantin.

Tehditler: ABD “Gıda Yardımı”

31 Temmuz’da beklentiler AB’nin ihracat desteklemelerini kaldıracağı yönündeydi ve böylesi bir adım olabilecek en büyük taviz olarak yorumlanıyordu. Fakat tabir yerindeyse “Dağ, fare doğurdu” ve AB’nin ihracat desteklemelerinin kaldırılmasına ilişkin olarak getirdiği teklif, ABD’nin gıda yardımları disiplinine bağlı, şartlı ve inanılmaz ölçüde zayıf oldu. Buna karşılık ABD de kendi dampingli gıda artıkları uygulamasının değişmeden kalması için tehdit yoluna başvurdu. DT֒nün 16 Temmuz metninde, gıda yardımlarının “gıda fazlalıkları” için bir mekanizma olarak kullanılmaması gerektiğini belirtiyordu. Bu da, gıda yardımının bir bağış formatında verilmesi anlamına gelmekteydi. Böylece, PL480 adı verilen ve ABD’nin sadece kendisine uygun olan dönemlerde ihtiyacı olan ülkelere gıda biçiminde yapmakta olduğu yardımlar disipline edilecekti. Bu durum karşısında ABD, kendisinden gıda yardımı alan PL 480 çerçevesindeki bütün ülkelere birer yazı göndererek DTÖ-16 Temmuz metnindeki bu ifadeye karşı çıkmalarını istedi ve metin değişmeden kalacak olursa bu ülkelere ABD tarafından yapılmakta olan yardımın miktarının önemli oranda azalacağını bildirdi. İşte bu uyarı, Moğolistan gibi gıda yardımına ciddi düzeyde ihtiyaç duyan çok sayıda en az gelişmiş ülkenin (LDCs) gelişmekte olan ülkeler arasındaki ittifaktan kopmalarına ve ABD’nin yanında yer almalarına yardım etti.

Japonya’nın ikili anlaşmalar üzerinden sağladığı yardımlar:

Bu süreçte boş durmayan bir diğer güçlü devlet de Japonya oldu. Temmuz ayının ilk haftasında diğer üye devletlerin delegasyonlarıyla görüşmeler yapmak üzere Cenevre’ye gönderilen bir Japon heyeti, başta Asya ülkeleri olmak üzere Japonya’dan ikili anlaşmalar çerçevesinde yardım almakta olan ülkeleri uyararak, DTÖ içinde, Singapur konuları da (Yatırımlar, Rekabet ve Ticaretin Kolaylaştırılmasına ilişkin 3 anlaşma) dahil olmak üzere Japonya’nın çıkarlarını destekleyici bir tavır almamaları halinde bu yardımların bitirileceğini duyurdu. Yapılan bu tehdit de sonuç verdi ve yardım kabul eden ülkeler kesin bir muhalefet çizgisi yerine “Singapur konularının Doha Çalışma Programından çıkarılmasının iyi olabileceği ama DTÖ içinde kalmalarının kabul edilebileceği” gibi son derece zayıf bir duruş sergilediler.

Herkese açık olmayan süreç ve bir düdüklü tencere ortamı:

Dışlama ve ya al – ya da terk et taktiği

Haftanın ilk günlerinde tarım konusundaki müzakereler sadece 5 DTÖ üyesi arasında yapıldı: ABD, AB, Avustralya, Hindistan ve Brezilya. Bu sadece 5 üye arasında yapılan görüşmeler pek çok delegasyonu devre dışı bırakmasının da ötesinde bütün gelişmekte olan ülkeleri ilgilendiren meselelerin sadece Brezilya ve Hindistan’ın kararlarına terk edilmesi sonucunu doğurdu. DTÖ-Tarım Komitesinin Yeni Zelandalı başkanı Tim Groser, gelişmekte olan bir ülkenin delegesi “Biz hepimiz konuyla ilgiliyiz ve bu müzakerelerde özgün çıkarlarımız var” dediğinde konuyla ilgili 5 ülkenin rehberliğiyle müzakereyi yönettiğini söyledi. Zambia Büyük Elçisi Love Mtesa ise “Resmin bütününü gözden kaçırıyor ve sadece arızi olarak gelen sadakalarla işi götürmeye çalışıyorsunuz. Bu tür görüşmeler halkın gözü önünde yapılmalı ve ciddi açıklara uygun yanıtlar üretilmeli” diyerek durumu eleştirdi. Tarımla ilgili metin adeta bir düdüklü tencere ortamında, muazzam baskı ve dışlanmalarla geçirildi ve elbette bu ortam AB ve ABD’nin kendi tarım desteklemelerini bir süre daha korumalarını sağladı.

Kapalı kapılar ardında yoğun baskılar:

Kandırma ve rüşvetin yanısıra başvurulan bir diğer taktik te gelişmekte olan ülke delegasyonlarının kapalı kapılar ardında saatlerce baskıya maruz tutularak, tükenme noktasına getirilmeleriydi. Pamuk girişimine destek veren Benin, Burkina Faso, Mali ve Çad Bakanları, Cenevre’ye geçmeden önce ABD’ye uğramaları için özel olarak ABD’ye davet edildi. Bu, davet üzerine uğrama sırasında bio teknoloji ve diğer teknik yardım programlarında ABD ile işbirliği sözü verildi.

28 Temmuz Perşembe günü Benin temsil ettiği grup adına bir basın konferansı düzenledi ve konferansta grup ülkelerinin en önemli beklentisi olan Pamuk konusunun gecikmeden ele alınacağına dair beklentilerinin güçlendiğini, pamuk sorununun tarım müzakerelerine taşınmasını kabul ederek belli düzeyde esneklik gösterdiklerini fakat bu sorunun ivedi olarak ele alınmasını talep ettiklerini duyurdu. Ertesi gün, yani Perşembe gecesi bu 4 Bakan, ABD Ticaret Sözcüsü Zoellick ile görüşmeye çağrıldı. Bu toplantı, Cuma sabaha karşı saat 04.00’te ancak bazı uzlaşma noktalarına ulaşıldıktan sonra son buldu. Sabaha karşı biten bu görüşmeler sonrasında 30 Temmuz sabahı saat 07.00’de yeni metin ortaya çıktı. Metnin, bir öncekinden hiçbir farkı yoktu; ABD, 25.000 çiftçisine 3.7 milyar $ destek verme pozisyonunu yine koruyor ve Batı Afrika’daki 12 milyon çiftçiye hiçbir destek vermiyordu. Yeni metni eskisinden farklı kılan tek cümle ise DT֒nün Pamuk konusunda durumu yeniden değerlendirmek üzere bir alt komite kuracağına dair söz vermiş olmasıydı. Cuma günü yapılan delegasyon başkanları toplantısında Benin, nihai metni öven bir konuşma yaptı. Aynı gün akşam, pamukla ilgili gelişmelerden memnun olan gruplar da bir basın konferansı düzenlediler. Bu toplantıda Benin hiç görülmedi ve Grup adına bu kez Senegal söz alarak, yeni anlaşmayı memnuniyetle karşıladıklarını belirtti.

Nihai metin 31 Temmuz akşamı saat 8 sularında ortaya çıktı. Delegasyon başkanları toplantısı gece 10.00’da yapıldı. Delegelerin metin üzerinde kendi başkentleriyle görüşme yapmaları ya da uzmanlarına danışmaları için zaman yoktu. Metin gece yarısı onaylandı.

Böl ve Yönet taktikleri:

Afrika Grubu bölünüyor: Temmuz ayının son haftasında yapılan görüşmelerde parçalanma taktiklerine en fazla maruz kalan grup Afrika grubu oldu. En az gelişmiş ülke görüşmecilerinden biri bazı Afrika ülkelerinin kıtasal birliğin çözülmesine bizzat katkı sunduğunu belirterek “Bu insanlar Cenevre’de bazı kişilerle çalışmalar yaptılar ve grup üyelerinin kafasını karıştırmak için yoğun çaba harcadılar. Bu da, G90 ve Afrika Grupları içinde fikir birliği ve ortak duruşu çok daha zorlaştırdı. Örneğin Pamuk konusunda bazı Büyükelçiler aralarında işbirliği yapmışlarken diğerleri onlara “bölücülük yapmamalarını” söyledi.”

Ayrıca, ülke kompozisyonları yapılırken de büyük bir özen gösterildiği görülüyordu. Toplantıya orkestra şefliği yapan ülkeler Cancun’da sert bir muhalefet gösterdikleri halde bugün tavır değiştirmiş olan Afrika ülkelerini, sert muhalefete devam edenlerle biraraya koydular. Bu iki farklı duruşun aynı müzakerelere girmesi Afrika Grubunun birliğinin parçalanmasını hızlandırdı. Delegelerden biri “Zengin ülkelerin Afrika Grubuna yaptıkları gerçekten çok kötü. Grubu parçalamaya çalışıyorlar. Küçük grup toplantıları düzenleyip, NAMA Anlaşması metnine şiddetle karşı çıkan Afrika ülkeleri ile son derece esnek davranan diğer Afrika ülkelerini bu toplantılarda biraraya getiriyorlar. Bu bir taktik. Aynı bölgeden birilerinin evet dediğine diğerleri hayır derse elbette birlik sağlanamaz.

Muhalefet edenlerin sesleri kısılıyor ve karar mekanizmalarının dışına atılıyorlar:

Geride bıraktığımız haftanın ikinci yarısında en önemli görüşmeler Yeşil Oda toplantıları biçiminde yaklaşık 20 kadar ülkenin katılımıyla yapıldı. Bu toplantılar için de pek çok delege, Afrika’nın temsilcilerinin dikkatle seçilmediği uyarısında bulundular: “Temsil, son derece önemli bir konu. Sesi fazla çıkan bazı muhalif ülkeler bu toplantılara çağrılmadı. Bütün uğraşları bizim hiçbir yerde konuşamamamız üzerine kurulmuş. Örneğin ticaretin kolaylaştırılması görüşmelerinde Afrika Grubu Mauritius ve Fas tarafından temsil edildi. Oysa bu iki ülke bizim yanımızda değil ve tabii ki bizim çıkarlarımızı temsil etmiyor. İşte işlerin bizim aleyhimize gelişmesinin önemli nedenlerinden biri de bu. Bu aynı zamanda zengin devletlerin uyguladıkları bir strateji.”   

 

Kaynak: Arm-Twisting, Divide and Rule Tactics and Exclusion

Corrupted WTO Talks / By Aileen Kwai Focus on the Global South

1 August 2004