mai ve küreselleşme karşıtı çalışma grubu

Orta Doğu’ya yeni bir şekil verme çabaları hız kazanıyor

29 Aralık 2004

MAI ve Küreselleşme Karşıtı Çalışma Grubu

 

ABD Ticaret Temsilcisi Robert Zoellick tarafından yapılan açıklamada Birleşik Arap Emirlikleri ve Umman ile serbest ticaret anlaşmaları imzalanmasının planlandığı belirtildi. 19 Kasım tarihinde resmi görüşmeler yapmak için Washington’da bulunduğu sırada bir demeç veren Mısır Ticaret Bakanı da Zoellick ile yaptığı görüşmede, Arap dünyasının en kalabalık ülkesi olan Mısır’ın ABD ile bir serbest ticaret (FTA) bir de Nitelikli Endüstri Bölgesi (NEB) anlaşması imzalama arzusunda olduğunu belirttiğini bildirdi. Bir NEB kurulması halinde, Mısır’da üretilen ürünler ancak üretim prosesinde belli bir oran dahilinde İsrail kaynaklı girdi kullanılmışsa ABD piyasalarına gümrük vergisi engeline takılmadan girebilecek.

 

Washington’un pek de yeni sayılmayacak bu stratejisi, İsrail’in diplomatik ve ekonomik ilişkiler üzerinden Arap komşularına yakınlaştırılmasını hedefliyor. Washington, 2000 yılında Ürdün ile NEB anlaşması yapmadan önce Ürdün’ü de İsrail’le benzer bir anlaşma (1998- Ürdün-İsrail NEB Anlaşması) yapmaya zorlamıştı. Öte yandan, Mısır’daki Washington destekli Hüsnü Mübarek rejimi, bu yıl başından beri çoğunluğunu, batı iş alemi ve Başkan Hüsnü Mübarek’in oğlu ile son derece sıkı ilişkiler içinde olan genç işadamlarının oluşturduğu yeni bir Bakanlar kurulu tarafından yönetiliyor. Mübarek’in hedefi oğlu Gamal’ı ülkenin başına getirmek ve bu nedenle oğlunun en yakın arkadaşlarından oluşan işadamlarına ülkeyi teslim etmekte hiçbir sakınca görmedi. Washington’un Mısır, Birleşik Arap Emirlikleri ve Umman ile yapması beklenen serbest ticaret anlaşmaları, ABD’nin İsrail, Ürdün, Fas ve Bahreyn ile daha önce imzalamış olduğu bölgedeki diğer anlaşmaların üzerine inşa edilecek. ABD’nin Irak’ta tam hakimiyet kurması halinde Suudi Arabistan, Orta Doğu’da ABD ile önemli bir tercihli ticaret anlaşması bulunmayan tek büyük ülke olarak kalacak. Ancak Washington’un bu ülke üzerindeki çabaları da son bulmuş değil. ABD bürokratları, Suudi Arabistan yönetimine bir an önce DT֒ye katılmasını ve ülke ekonomisine yeni bir biçim vermek için ilk ikili anlaşmayı ABD ile imzalamasını empoze ediyorlar. George W. Bush, 11 Eylül olayları nedeniyle ABD’ye resmi görüşmeler için gelen bir grup Orta Doğu’lu iş adamına 2013 yılına kadar ABD ve tüm Orta Doğu’yu içine alacak bir serbest ticaret anlaşması (MEFTA) imzalanması çağrısı yapmıştı. Teoriye göre, bölgede gelişen ticaret ekonomik refahı arttıracak ve refahı yükselen halkların özellikle de gençlerin “kızgınlığı” azalacak. Böylece terörizmin kökleri kurutulmuş olacak.

 

ABD Yönetiminin planları arasında, Arap komşularıyla Filistin dolayısıyla sürekli gerginlik yaşayan İsrail’in de MEFTA içersine dahil edilmesi de bulunuyor. Geçtiğimiz Ekim ayı içersinde en güçlü Amerikan Şirketleri MEFTA’nın gerçekleştirilmesini sağlamak üzere bir koalisyon oluşturdular: ABD-Orta Doğu Serbest Ticaret Koalisyonu. Bu ittifak içersinde yer alan şirketler arasında Boeing, Booz Allen Hamilton, Chevron Texaco, Dow, Exxon-Mobil, Intel, JR McDermott ve Motorola da bulunuyor. Orta Doğu’daki ticaret görüşmelerinin diğer bölgelerdekilere oranla çok daha hızlı gelişeceği tahmin ediliyor. Bu tahmin esas olarak ABD’nin Irak’taki işgalci konumu ve bölge ülkelerinin muhalefete asla izin vermesi beklenmeyen dikta rejimleriyle yönetiliyor olmasına dayandırılıyor. Orta Doğu’daki olası bir muhalefete destek verilmesini önleyebilmek için kuzey ülkelerindeki muhalif hareketler üzerinde de baskıların artacağı tahmin ediliyor. Diğer yandan Irak’ın uluslar arası kuruluşlara olan mevcut borcunun %80’inin silinmesi üzerinde en azından Almanya ve ABD Hükümetleri nezdinde mutabakat sağlanmış durumda. Fransa henüz bu mutabakata katılmadı ama oyunu bozmayacağı tahmin ediliyor. Her tarafta Irak’ın borçlarının affedildiği anlatılırken, bu “affın” bir IMF programına ek olarak yapılacağı bilgisi nedense gizli tutuluyor.

 

Washington’un ticaret gündemi iyiden iyiye hız kazanmış durumda. ABD, bir yandan Güney Afrika Gümrük Birliği (G.Afrika, Botswana, Namibia, Leshoto ve Swaziland) ile serbest ticaret anlaşması görüşmeleri yaparken bir yandan da Tayland, Colombia, Peru, Ecuador, Bolivia ve Panama ile müzakereler başlatılacağını duyurdu. (ROMAIPS NA MM IF IP WT TRADE: U.S. Mideast Deal Gains Momentum By Emad Mekay 19 Nov. 05 The Centre For Economic and Policy Research; Irak Debt Deal Emerging, 50 Years Is Enough 21 Nov. 04 )

 

YORUM: 70’lerin başında Fordist üretim tarzı krize girmiş ve ABD ekonomisi   -Bretton Woods sürecinde belirlenen altın-dolar paritesinin de etkisiyle- çöküş sinyalleri vermeye başlamıştır. Hatırlanacağı gibi 70’lerin başında dünyada dolaşımda olan Dolar ($) miktarı ABD’deki altın rezervlerini aşmış ve ABD yönetimi, 35$=1 Ons Altın denklemi ile ifade edilen Bretton Woods formülünü kaldırarak krizi aşmaya çalışmıştır. Kriz, ikinci dünya savaşı sonrasında ABD’ye geçen hegemonyanın da son bulması sonucunu beraberinde getirmiş, dünya, yeni bin yıla bir dizi hegemonya mücadelesi ile birlikte girmiştir. Gerek, Türkiye’nin AB’ye girmesi için 1999 yılı Aralık ayından beri (Helsinki Zirvesi) sürdürülen hazırlıklar, gerek Irak’ta devam eden işgal, Çin ekonomisinin dayanılmaz yükselişi, Hindistan, Brezilya gibi görece zayıf ekonomilerin de sahnede yer almaya başlaması ve hatta Kıbrıs pazarlıklarının geri planında bile -farklı ölçeklerde olsalar da- güçler arasındaki bu amansız hegemonya savaşının yansımaları görülmektedir. ABD, BOP, MEFTA gibi devasa projeleri üzerinden yalnızca Irak’ta değil tüm Ortadoğu’da oluşturmaya çalıştığı hakimiyetle başta AB olmak üzere tüm diğer potansiyel güçler üzerinde üstünlük kurmak isterken, AB, hem kendi birliğini pekiştirme ve hem de Orta Doğu’da olası bir ABD hegemonyasını bu projelerin içinde bir şekilde yer alarak önleyebilme hesapları yapmaktadır. Çok daha detaylı analiz edilmeye muhtaç olan bu özet yorumun ve Orta Doğu’daki son gelişmelerin aktarıldığı bu bilgi notunun, Türkiye’nin önündeki AB-ABD ikileminin derinlikleri, olasılıkları ve imkansızlıkları ile ilgili tartışmalarda göz önüne alınmasının yararlı olacağını düşünüyoruz. Bu bağlamda, en iyimser tahminlerin bile 10 yıldan önce şans tanımadığı AB üyeliğinin, tek tek Türkiye’nin kriterlere uyup uymaması, AB’nin Türkiye üzerindeki iyi veya kötü emelleri, Patrikhane sorunu ya da Ermeni meselesi gibi sorunların da ötesinde güçler arasındaki dengeler ve çatışmalar ile hegemonya savaşları temelinde değerlendirilmesi, doğrulara yaklaşmayı ve “nasıl bir emek mücadelesi?” sorusuna yanıtlar üretmeyi de kolaylaştıracaktır diye düşünüyoruz.