mai ve küreselleşme karşıtı çalışma grubu

TOPRAĞIN MANİFESTOSU

 

Baki SUİÇMEZ - TMMOB Yönetim Kurulu Üyesi

Ocak 2005

 

 

 

“Ben, Toprak. Hava ve su gibi yaşamın vazgeçilmez unsurlarından biri. Üretilemeyen ve çoğaltılamayan bir doğal canlı. Bugün, “Türkiye Toprakları” adına sesleniyorum sizlere.

 

Rousseau; “Bir tarlanın etrafını çitleyip ‘burası bana aittir’ diyen ve bu söze inanacak kadar saf kişiler bulan ilk insan uygar toplumun kurucusu olmuştur” sözleriyle; uygarlığın, mülkiyet kurumunun ve aynı zamanda savaşların başlangıç noktasını açıklamaya çalıştı. Uygar toplumun kuruluş süreci hakkında farklı görüşler olsa da, bu süreçte benim rolüm hiçbir zaman yadsınmadı.

 

Nazım; “en yumuşak, en sert/en tutumlu, en cömert/en seven/en büyük, en güzel kadın” dizeleriyle, beni tanıttı sizlere. Veysel; “dost dost diye nicesine sarıldım, benim sadık yarim kara topraktır” dizeleriyle, bana ulaştı. Duymadınız, duymak istemediniz, yarattığınız rant ile anılır oldum. Beni tanımlarken çoğunlukla “arazi”yi tanımladınız. Bir ozan; “indim yarin bahçesine, parsellenmiş!” dizeleriyle, sizi bana tanıttı. Araziler imar planlarıyla “arsa”ya dönüştü, yaralandım. Ben, çözümsüzlük içerisinde ne yapacağını bilmeyenlere değil, en çok spekülatörlere ve onlara onay veren, seçimleri geçim kapısı yapan  siyasilere kızdım, bir de sesini çıkaramayan bürokratlara.

 

Çoğu zaman “sistem”in temeli olan “kar” güdüsü bilimselliği dışlasa da, Dünyanın diğer ülkelerinde beni tanımak için bilimsel kürsüler kuruldu, merkezi düzeyde oluşturulan kurumlarla beni incitmeden kullanmaya çalıştılar. Türkiye’de de Ziraat Fakülteleri’nde Toprak Bilimi bölümleri kuruldu, çok sayıda toprak uzmanı yetiştirildi. 1952-54 yılları çalışma sonuçları, 1:800.000 ölçekli “Türkiye Umumi Toprak Haritası” olarak yayınlandı. Halen, Topraksu Genel Müdürlüğü tarafından 1966-71 yıllarında yapı1an ve 1982-84 yılları arasında güncelleştirilen yoklama düzeyindeki etütler ile 1:25.000-1:100.000 ölçekli haritaları kullanıyorsunuz. Yıl 2005, beni hala eski özelliklerimle tanıyorsunuz, planlıyorsunuz. Oysa ben; dinamik, karmaşık, duyarlı, etkileşimli, doğal bir sistemim. UA ve CBS yöntemlerini kullanarak, yeni sınıflama sistemlerine uygun şekilde beni kısa sürede tanıyabilir, planlayabilirsiniz. KHGM bünyesinde Toprak ve Su Kaynakları Ulusal Bilgi Merkezi 2001 yılında kuruldu, 1982-84 verileri elektronik ortamda yararlanıcıların hizmetine sunuldu, sevindim. 2004 yılında “Türkiye Toprak Kaynaklarının Etüdü ve Veri Tabanı Projesi” uygulamaya sokuldu, umutlandım. Gerçekleştirilen yoğun bir eğitim programı sonrası özverili toprak etütçülerle buluşmayı beklerken, 4794 sayılı yasa ile onaylanan sözleşme kapsamında Avrupa Çevre Ajansı ve Avrupa Bilgi ve Gözlem Ağı’nda toprak ve arazi örtüsü konularında Türkiye Ulusal Referans Merkezi olarak görevlendirilen KHGM’yi kapatmayı amaçlayan bir Yasa Tasarısını Meclis’e gönderdiniz, kızdım. Lütfen sesimi duyun, ben, beni yalnızca arsa olarak gören kişiler tarafından yönetilmek istemiyorum.

 

1945 yılında Çiftçiyi Topraklandırma Yasası’nı çıkardınız, uygulamadınız. Yürürlükte olan 4760 sayılı Toprak Bayramı Yasası’nı da 1945’te çıkardınız, unuttunuz. Köy Enstitüleri kurulduğunda sevinmiştim, bebek parmaklarıyla beni avuçlayanların bilgiyle donatılmış olarak beni işleyeceklerini, doğru kullanacaklarını sanmıştım, kapattınız, beni aydın çiftçilerle buluşturamadınız. Çiftçiyi bilgi ve teknolojiyle buluşturmak için, 1000 Tarım Gönüllüsü ya da Gezici Laboratuarlar gibi geçici çözümler aradınız, etkin ve çoğulcu kamu yayımı ile güçlü laboratuar ağı gibi kalıcı çözümleri görmediniz. Toprak analizlerinin KHGM tarafından ücretsiz olarak size sunulduğunu bilmediniz.

 

İkinci Paylaşım Savaşı ile dünya yeniden şekillenirken, önünüze konulan “Marshall Yardımı” sonrası, traktörlerle meralara saldırdınız, yeşil atkımı kaybettim. Ormanları tarlalara dönüştürdünüz, yeşil paltomu kaybettim. Çok değil, birkaç yıl sonra sürecek toprak bulamadınız, verimliliğimi kaybettim. Tapu ve kadastro çalışmalarının bitirilemediği ortamda, siz yok edecek başka yerler ararken, ben nehirlere taşındım. “Barış Harekatıyla kurtarılan Kıbrıs Adası kadar toprak her yıl erozyonla yok oluyor” denilince, irkildiniz. “Türkiye Çöl Olacak” denilince, korktunuz. Ama bu sorunu ben değil, siz yarattınız. Çözüm var; yasal düzenleme, kurumsal yapılanma, yeterli ve zamanında ödenek, merkezi ve bölgesel planlama, bilinçlenme. KHGM’nin hazırladığı “Türkiye Genel Toprak Amenajman Planlaması”nı rafa kaldırdınız. Toprak ve çevre sorunlarının ulusal sınır tanımaması ve gıda güvenliğinin dünya barışını tehdit etmesi üzerine uluslararası çözümlerin arandığı süreçte, BM Çölleşmeyle Mücadele Sözleşmesi’ni imzaladınız, gerekli eylem planını bitiremediniz. Kısacası, sorunu çözmek olanaklı iken, çözümü öteliyorsunuz, ötelemeyin artık.

 

GAP’ı duyunca sevindim. Bölgedeki insanların refahı artacak, feodal yapı kırılacak, insanlar özgürleşecek diye bakir kucağımı suya açtım. DB kanalıyla gizli bir özelleştirme gerçekleştirdiniz ve su, Sulama Birlikleri aracılığıyla yine toprak ağalarına yaradı. Topraksız çiftçi kalmamasını, ortakçılık ve kiracılık yerine kendi topraklarına kavuşacak insanların beni sahiplenmesini bekledim. Oysa siz, Toprak Reformu’nu yaşama geçiremediniz, adaletsiz ve bozuk mülkiyet yapısını değiştiremediniz. TRGM, yaklaşık 30 yıldır Şanlıurfa’dan çıkamadı, sorgulamadınız. Yatırımlarda % 12 gerçekleşme düzeyiyle GAP’ta tarımı unuttunuz. Üstelik, drenaj kanallarını kurmadan, çiftçiyi eğitmeden arazileri vahşi sulamaya açtınız; tuzlanarak, çoraklaşarak yanlışınızı söyledim. Lütfen, çektiğim acıyı görün artık.

 

Anayasada, özellikle 44., 45. ve 166. maddede beni andınız. “Tarımsal” ya da “Kentsel” ayrımı aşıp, tüm toprakları bir bütün olarak değerlendirmeniz gerekirken; hemen her kamu örgütünün kuruluş yasasında, hemen her konuya özgü yasada bana atıfta bulundunuz, yasa çöplüğü içinde bana özel bir yasa çıkarmadınız. Orman’ın yasası var, Mera’nın yasası var, Kıyı’nın yasası var, benim yasam yok. Katların mülkiyetini yasalarla düzenlediniz, toprak mülkiyetini düzenlemediniz. Benimle bütünleşmiş gerçek üreticilerin çıkarına aykırı Tütün Yasası’nı, Şeker Yasası’nı 15 günde çıkardınız, Toprak Koruma ve Arazi Kullanımı Yasası’nı Beş Yıllık Kalkınma Planları’nın emredici hükümlerine karşın TBMM’ye getiremediniz. Umutla bu yasanın çıkarılmasını beklerken, Tasarıya, yasa dışı olarak üzerime kurulan tesisleri para karşılığı af etmeyi öngören bir geçici madde eklediniz. Lütfen, adımı taşıyan bir yasadaki maddeler  ile beni yok etmeyin.

 

Toprak Yönetimi konusunda sürekli ve etkili bir örgütsel yapıyı kuramadınız. Topraksu vardı, beni anlıyordu, kapattınız. KHGM’de beni tanıyacak grubu bir Şube Müdürlüğü’ne hapsederek, tarım dışı amaçlı izinlerin peşinden koşturdunuz. Toprak korumaya, arazi toplulaştırmasına, arazi ıslahına, sulamaya yeterli ödenek ayırmadınız. Yeniden yapılanma ile bu sorunların aşılacağını beklerken, beni tanımayan ve tekniği bilmeyenlerin hazırladıkları tasarılarla, beni yerele mahkum etmeye çalışıyorsunuz. Oysa, benim sınırlarım İl sınırlarıyla örtüşmez. Ben evrenselim, ulus devlet sınırı içinde ulusalım, bölgeselim, yerelim. Beni havza bütününde tanımak ve ulusal düzeyde yönetmek zorundasınız. Lütfen, gerçeklerden kaçmayın artık.

 

Yasa çokluğunda, bana özel yasa yokluğunda, Tarım Alanlarının Tarım Dışı Gaye İle Kullanılmasına Dair Yönetmelik, ilk kez 1989’da çıkarıldı, rant uğruna siyasilerce on kez değişikliğe uğratıldı. TMMOB Ziraat Mühendisleri Odası, inançla ve inatla hukuk savaşımı verdi, beni yok etmeyi amaçlayan değişiklikleri yargıda iptal ettirdi, görmediniz. Yargı kararlarına uyması gereken en üst düzey yetkililer, beni yok eden sanayi tesislerinin açılışlarına koştular. Patates üreten tarlalarla dalga geçildi; gerektiğinde “Çankaya Köşkü yatırımcılara tahsis edilir” denilerek, yasadışı talan sorumlularına cesaret verildi. Bu yönetmeliği Tüzüğe dönüştürün ve karar verme yetkisini Tarım İl Müdürlüklerinden alın, Bakanlığın ilgili uzman kurumunun merkezine verin.

 

“Toprağa hücum” sürecinde, her şeye rağmen sanayileşme, daha çok otomobil için daha çok karayolu, doğayı katlederek daha çok yabancı turist getirme uğraşısı, gitmesek bile bir ikinci konutumuz olsun felsefesi, sanayileşmek için maliyeti düşürelim anlayışıyla kötü ve sağlıksız kentleşme politikaları uyguladınız, belli bir gelişme düzeyine geldiniz, ancak, hedeflediğiniz yer olan “çağdaş uygarlık düzeyine” değil ve de neler pahasına! Ülke düzeyinde arazi yetenek sınıflarına dayalı arazi kullanım planlamalarını yapmadınız, Bölge Planlarına uyumlu Çevre Düzeni Planlarını ve alt ölçek planları yapmadınız ve bedelini erozyonla toprak kaybı ve daha da önemlisi yaşanan afetlerde can kayıplarıyla ödediniz. 1999 yılında Marmara’da ve Düzce’de, yapılan yanlışlıklara tutsak olmayacağımı gösterdim sizlere. Bedeli ağır oldu ama, bu sonucu siz hazırladınız. Sağlam zeminlerde sığ da olsa ben vardım, konutlarınızın yıkılmasına izin vermedim. Gıda gereksiniminizi karşılamanız, sanayiye hammadde aktarmanız ve dışsatım yaparak gelirlerinizi artırmanız için ürünlerinizi yetiştirin diye sizlere kucağımı açtığım ovalarda, yapılan yapıları sırtımda taşıyamadım, taşıyamazdım da. Beni anlasaydınız, siz zaten buraları yapılaşmaya açmazdınız.

 

“Vatan” diye adlandırıp, ulusal savunma stratejinizin bir parçası olarak görmekle birlikte, beni korumak için canlarını veren binlerce insanın yüreğime akan kanını görmezden geldiniz. Bulunduğum ülkedeki insanların yeterli ve dengeli beslenmesine yönelik üretkenliğimi kullanmaya çalışırken, Endüstri Bölgeleri ve Hazine Arazilerinin satışına ilişkin yasalar ile Maden Yasası değişikliği yetmezmiş gibi, 2003 yılında 4916 sayılı bir yasa çıkardınız, beni yalnızca karlarını artırmayı düşünen ulusötesi şirketlere, yabancılara sattınız. Bergama’da siyanürle zehirlenmemi, Doğu Karadeniz’de asit yağmurlarıyla üzerime yağan nükleer kirliliği görmezden gelmiştiniz. Şimdi de, üzerime genetiği değiştirilmiş tohumları ekerek, bağımlılık zincirine sokacakları sizlere ektirerek, beni zehirlemelerine olanak tanıyorsunuz. Niğde’de, Nevşehir’de patates üzerinden, Bolu’da, Düzce’de tütün üzerinden seslendim sizlere, “beni zehirlemeyin” dedim, duymadınız. Toprağın özelleştirilmesinin uluslararası borç servislerinin hedefine hizmet ettiği süreçte, yabancılar, işgal niyetleri yok ise, işleri bitince giderler, siz nereye gideceksiniz? Unutmayın; “Toprak, Özgürlük Gibidir, Kaybedilmedikçe Değeri Bilinmez.”

 

“Dünya Hep Aynı Büyüklükte Olacak.” sözünün anlamını kavrayabilirseniz, belki de hep aynı büyüklükte kalması gereken toprağı koruyabilirsiniz. Çoraklaşma, kirlenme, erozyon, tarım dışı kullanım ve benzeri sorunlar; ekolojik, ekonomik, toplumsal, kültürel ve siyasal oluşumların sonuçlarından birisidir. Sorunun çözümü için, bana zarar veren tüm süreçleri irdelemeniz gerektiğini unutmayın.

 

Küreselleştirilen dünyada, temsil demokrasi sorgulanırken ve yerine “yönetişim” modeli geçirilmeye çalışılırken, bir çok STK kurdunuz ve beni sahiplenmek için kamuoyu oluşturmaya çalıştınız. İyi de yaptınız. Ancak, anlayamadığım nokta; beni sanayi tesisleriyle yok edenlerin, üzerimdeki ormanı yok ederek özel üniversite kuranların bazı örgütleri kurmaları ve hala yönetmeleridir. Bu yaman çelişkiyi anlayamıyorum, görmeyenlere de şaşırıyorum.

 

“Toprak-İnsan Dengesi” için sizlerle uzlaşmaya hazırım, ancak,  kontrolsüz serbest piyasa mantığıyla uzlaşamayacağımı görün artık. Yok olmamam, geliştirilmem ve ussal kullanılabilmem için; kamu örgütlenmesi içerisinde, kamu yararına dayalı, amaçları belirlenmiş, öncelikleri tanımlanmış, yöntem ve araçları somutlaştırılmış, bilimsel göstergelere dayalı, ulusal yargı denetimine açık bir “Ulusal Toprak Koruma ve Kullanma Politikası”nı katılımcılıkla ve hızla oluşturun. Yasal, kurumsal ve parasal düzenlemelerle birlikte bu bütüncül politikayı ödünsüz uygulayın. İnsan Erozyonu’nu durdurucu çalışmalara da başlayın ve rant ekonomisinin egemenliğinde, siyaset dahil, her alanda yaşanan “kirlenme” olgusunu etkisiz kılın. Çünkü;  insanı ve onun varlığını geliştirdiği toprağı yıpratmadığınız, yok etmediğiniz ve geliştirdiğiniz sürece, kötü bir kiracılıktan sıyrılarak ülkenin gerçek sahibi olduğunuzu gösterebilir, kimlikli bireylerden oluşan bir toplum olarak yeniden yapılanabilir ve güçlü bir devlet olabilirsiniz. Beni duyun,  benimle tanışın, benimle konuşun ve 2005 yılında barışalım artık.”

 

Evet, “toprak ana” dertli, “sadık yar” yorgun, “en güzel kadın” kırgın. Yine de 2005 yılı ve sonrasından umutlu. “Toprağın Dostları” adına aracılık ettim, umarım kamuoyu ve karar vericiler “Toprağın Manifestosu”nu okurlar, anlarlar, gereğini yaparlar.