mai ve küreselleşme karşıtı çalışma grubu

AB'de hizmet sektörü için yeni düzenlemeler

25 Kasım 2004

http://www.ozgur_radyo.de web sitesinden alınmıştır.

 

AB’nin iç pazardan sorumlu üyesi Frits Bolkestein, AB’yi Amerikanlaştırmak istemekle suçlanıyor! Avrupa’da 60 milyon kişi hizmet sektöründe çalışıyor. AB Komisyonu’nun iç pazardan sorumlu üyesi Frits Bolkestein’ın hizmet sektörü için getirmeyi planladığı yeni düzenlemeler yoğun tartışmalara yol açtı. Sendikacılar ve sol partiler, Hollandalı Komisyon üyesini, Avrupa’da sosyal damping yaratmak ve AB’yi Amerikanlaştırmak istemekle suçluyor. Sendikacılar, Bolkenstein’ın ekonomik büyümeyi canlandırmak için maaşları minimuma indirmeye çalıştığını, sonuçta bunun acısını çekenin işçiler olacağını vurguluyor. Avrupa Nakliye İşçileri Sendikası Genel Sekreteri Doro Zinke yeni düzenlemeyi şöyle eleştiriyor:

"AB ülkelerinde şimdiye kadar geçerli kurallar yürürlükten kaldırılıyor. Yeni getirilen menşe ülke prensibiyle hiçkimsenin ne olduğunu bilmediği, ne olduğunu anlayamadığı, ve daha da önemlisi kimsenin kontrol edemeyeceği kurallar getiriliyor."

 

Menşe ülke prensibi

Sözkonusu menşe ülke prensibi, Bolkestein’ın getirmek istediği ‘İç Pazarda Hizmet Sektörü Düzenlemeleri’nin merkezinde yer alıyor. Menşe ülke prensibi şu anlama geliyor: Diyelim ki bir AB ülkesi, bir başka AB ülkesinde hizmet sektöründe faaliyet göstermek istiyor. Bu durumda şirket için, kendi ülkesindeki şartlar geçerli oluyor.

Örneğin, bir Portekizli marangozluk şirketi, büroların döşenmesi için Almanya’da iş alıyor. Yeni düzenlemelere göre siparişin alınmasında Portekiz yasaları geçerli oluyor. Gerekli aletler, garanti ya da alınan sorumluluk konusunda Portekizli şirket kendi ülkesinin düzenlemelerine göre hareket ediyor. Ücret konusunda ise durum farklı. Almanya’daki müdür, Portekizli çalışanlarına Alman yasalarına göre maaş ödemek durumunda. Bu, eski bir düzenlemeye dayanıyor.

İşte sorun da bu noktada, eski ve yeni düzenlemelerin çakışmasıyla çıkıyor. Portekizli işveren, Almanya’daki Portekizli çalışanlara Alman yasalarına göre maaş öderken Almanlar’ı istihdam ettiğinde ise onlara yeni düzenleme gereği Portekiz yasalarına göre ücret ödemek durumunda. Bu ise Alman yasalarında belirlenenin çok altında. Bu durumun karmaşık sonucu ise Portekizliler’in Almanya’da Alman işçilerden daha pahalıya gelmesi. Almanlar asgari ücretten istihdam edilebilirken Portekizliler edilemeyecek.

 

Tüm şirketlere aynı koşullar

Yeni düzenlemelerin olumlu karşılanan yönü ise 2007 yılına kadar AB içindeki tüm şirketlere aynı koşulların getirilmesinin amaçlanması. Hedef, karmaşık ve ayrımcı ulusal düzenlemelerin kaldırılması ve fırsat eşitliğinin getirilmesi. Bolkestein bu düzenlemeyle, AB’nin 2010 yılına kadar dünyanın en güçlü ekonomik bölgesi olma hedefine katkıda bulunmayı amaçlıyor. Avrupa Parlamentosu’nda Hristiyan Demokrat partilerden oluşan Avrupa Halk Partisi grubundan İngiliz Malcolm Harbour, yeni düzenlemeyi destekliyor: "Hiç şüphe yok ki, yeni düzenlemeler ekonomik büyümeyi hızlandıracak ve istihdamı artıracaktır. Bir başka önemli nokta: Hizmet sektöründe faaliyet gösteren şirketlerin çoğu küçük işletmelerdir. Yeni düzenlemelerle diğer ülkelerde de ortaklar bulmaları ve faaliyet göstermeleri kolaylaşacaktır."

Bolkestein’ın hizmet sektörü ile ilgili düzenlemeleri önümüzdeki yılın ilk yarısında Avrupa Parlamentosu gündemine gelecek. Sendikalar ve sosyalist partilerin direnişi ise ilk meyvelerini verdi. Bolkestein’ın düzenlemelerinde hizmet sektörünün liberalleştirilmesi ile ilgili maddenin şu anki haliyle yürürlüğe girmeyeceği şimdiden kesinlik kazandı. Düzenlemelerin son haline, Avrupa Parlamentosu milletvekilleri karar verecek.

 

 

YORUM (Gaye Yılmaz-Talat Kaya)

 

AB’de hizmet sektörüne getirilmek istenen yeni değişikliklerin temelinde, “bir AB standardı” oluşturma adına Avrupa’daki en alt düzey esas alınarak bu düzeyin bir AB normu haline getirilmesi, başka bir deyişle, yazıda Almanya lehine vurgu yapılan yüksek standartların geriletilmesi yatıyor. Almanya’daki eskiden gelen düzenlemenin, yani yabancı işçilerin Almanya yasalarına uygun olarak ücret almaya devam edeceği şeklindeki uygulamanın kalacağını düşünmek tam anlamıyla büyük bir iyimserlik olarak yorumlanabilir. Çünkü böyle bir durumda bırakın Almanya’ya yabancı sermaye yatırımı gelmesini, Alman sermayesinin bile bu ülkede kalması mümkün olmayacak, Portekiz yada yeni üyeler vb sosyal yasaları daha geri olan AB ülkelerine doğru bir kayma yaşanacaktır. Eğer hedef, yazıda da belirtildiği gibi Avrupa’nın ekonomik büyümesini hızlandırmak ise, bu durumda söz konusu değişiklik sadece, AB’nin görece iyi durumda olan ülkelerindeki standartların geriletilmesi biçiminde yorumlanabilir. Özellikle küçük ölçekli hizmet şirketlerinin diğer ülkelerde ortaklar bulabilmeleri ve daha kolay yatırım yapıp, faaliyet gösterecek olmaları vurgusu bu yorumu doğrulayan bir başka veri olarak yorumlanmalıdır.

 

Öte yandan planlanan değişikliğin Hizmet Ticareti Genel Anlaşması GATS ile olan ilişkisine gelince, bilindiği gibi AB de Dünya Ticaret Örgütü’nün üyelerinden biridir ve müzakereler sırasındaki taahhütlerini imzaladığı anlaşmalarla güvence altına almak zorundadır, tıpkı tüm diğer üye devletlerin de yapmak zorunda oldukları gibi. GATS’a göre, tüm üye devletler başka üye devletlerin yatırımcılarına kendi yatırımcılarına davrandıklarından daha az lehte olan (ama yabancı şirketlere yerlilere oranla daha lehte davranmaları önünde herhangi bir engel yoktur) bir davranışta bulunamazlar. Bu hüküm şu anlama gelmektedir: AB ülkeleri bundan sonra yatırım yapacak yabancı, diyelim ABD’li veya diyelim Nepal’li hizmet şirketlerine de AB’li şirketler gibi davranacak, eğer destekleme yapıyorsa, yabancılara da bu desteklemeleri sağlayacak, teşvikte bulunuyorsa bunu yabancı şirketlere de verecek ya da  şirketlere bir yükümlülük yüklemişse örneğin vergi ya da sosyal güvenlik katkısı gibi bunlar aynen yabancı firmalara da yansıtılacak. Fakat, iş yüklenim kısmına geldiğinde GATS anlaşması bu kez de kamu işletmelerinin özel işletme gibi “rekabete açık” faaliyet göstermelerini emrediyor. Bu ne anlama geliyor, çalışanın iş güvencesi  olmayacak, esnek çalıştırılacak, kalite ve performansa göre ücret ve promosyon alacak ve üretilen kamu hizmeti piyasa ederi karşılığında satılacak. İşte tüm bunlar yaşanmadan önce AB’nin kendi içinde bir düzenlemeye gitmesi gerekiyordu.

 

Bolkestein’ın öncülük ettiği reform programı işte bu “ön hazırlık” sürecine denk düşmektedir.AB gibi “barış” “demokrasi” “eşitlik” gibi iddialarla yola çıkmış bir bölgesel ittifakta, işçi sınıfı ve alt gelir gruplarındaki milyonlarca dar gelirliyi bu tip köklü değişiklikler sırasında tepkisizleştirmenin, ya da daha doğru yorumlarsak, kapitalist reformlara bu grupları da dahil etmenin en iyi yolu yapılan her şeyin “Birliğin geleceği, ortak geleceğimiz” propagandaları eşliğinde sunulmasıdır. Avrupa işçi sınıfı öyle bir ikileme zorlanmaktadır ki bir tarafta “barış” ve “gelecek” vaat edilen yerde bugün yaşayacağı ve artarak devam edeceğinden pek te kuşku duyulmayacak kayıpları vardır. Bu politikalara “Hayır” demek onun için vatan hainliği gibi bir anlam ifade etmektedir. Bugünkü politik gelişmeler göz önüne alındığında Avrupa işçi sınıfının ve öncü örgütlerinin nihai tavrını hayal etmek pek te güç olmayacaktır: “Her şeye muhalefet etmek olmaz, bütünüyle karşı çıkılmaz, karşı çıktığımız maddelerle ilgili bizim de bir alternatif önerimiz olmalı” nidaları arasında son dakikaya kadar reform maddelerinden bazıları üzerinde küçük değişiklik önerileri geliştirilecek, atı alan Üsküdar’ı geçtikten sonra da, “eh buna da şükür, bizim müdahalemiz olmasaydı çok kötü bir düzenleme olacaktı ama neyse ki biz zamanında müdahale edip düzelttik, tabii daha yapacak çok işimiz var bu yasa tam istediğimiz gibi değil belki ama, isteklerimizin önemli bir bölümünü de kapsıyor, yaşasın sosyal diyalog” denecektir büyük bir ihtimalle. Avrupa işçi sınıfının bu ve benzeri bunalımları aşabilmesinin yegane yolu, yaşananlar hakkında doğru ve sağlıklı biçimde bilgilenmesi ve bu bilgileri sınıf bilinci ile yorumlaması, öncü örgütlerini kapitalist rekabetin payandası olmaktan vaz geçirmesi ve sadece kendi bireysel ya da kıtasal çıkarlarının ötesinde işçi sınıfı bilinciyle hareket etmeyi hatırlaması gerekmektedir.